|
Okuduğunu Anlamak Doğru Aktarmak |
|||
| Bayazoğlu‘nun yazısını hiçbir denetimden geçirmeden yayımlayan Birgün redaksiyonu ve Bayazoğlu, yazma sorumluluğu adına okuyucularından özür dileyecekler midir? | |||
|
|
|||
Gün Zileli |
|||
|
|
|||
|
29.04.2008,
info@xelkedondurma.com |
|||
|
|
|||
|
|
Birgün gazetesinin 27 Nisan 2008, Pazar nüshasında, benim Havariler kitabından da bol bol alıntı ve aktarmalarla (tuhaftır ki, yazar, sanki bunları kendisine bir sohbet esnasında anlatmışım gibi, hiçbir kaynak vermeden yapmıştır alıntı ve aktarmaları), “Perinçek’in Adamları Komünistken” başlıklı bir yazısı yayımlandı. |
|
Doğru Aktarmak
Yazmak, diğer yaratımlar gibi özgürlüktür. Dolayısıyla, özgürlük nasıl sorumluluk gerektiriyorsa, yazmak da sorumluluk gerektirir. Okuruna yanlış bilgi veren yazar, böyle bir yazıyı gözünü kırpmadan yayımlayan editör, hastasını yanlış ilaçla zehirleyen doktor kadar (okuyucu, bu benzetmeyi mazur görsün, biliyorsunuz, teşbihte hata olmaz) sorumluluk altındadır. Aynı şekilde, doktor nasıl, bulgularını doğru anlamak ve aktarmak zorundaysa, yazar da okuduklarını doğru anlamak ve aktarmak zorundadır. Bu girişten sonra konumuzu açalım. |
|
Ümit
Bayazoğlu’nun, Birgün gazetesinin
27 Nisan 2008, Pazar nüshasında, benim Havariler
(1972-1983) (İletişim, 2002) kitabından da bol bol alıntı
ve aktarmalarla (tuhaftır ki, yazar, sanki bunları kendisine bir
sohbet esnasında anlatmışım gibi, hiçbir kaynak
vermeden yapmıştır alıntı ve aktarmaları),
“Perinçek’in Adamları Komünistken” başlıklı bir
yazısı yayımlandı. Neyi anlatmak için, ne amaçla yazıldığı,
en azından yazının bu haftaki parçasında anlaşılmayan
bu yazıda, Bayazoğlu, yukarda da belirttiğim gibi, hiçbir
kaynak belirtmeden, üstelik bir girizgâhta da bulunmadan, uykusundan uyanır
uyanmaz konuşmaya başlayan bunamış birisi gibi anlatıma
orta yerinden girivermiş. Neyse, makalenin daha vahim hataları
nedeniyle, bu tür uyumsuzlukları, ayrıca yazarın, yazısını
dönüp bir kere daha okumadığı izlenimi veren (benden alıntılar
da dahil) cümle düşüklüklerini, bol yazım ve hece hatalarını
bir kenara bırakayım. Daha vahimi dediğim şey, Bayazoğlu’nun,
okuduklarını anlamamış, yanlış anlamış,
dolayısıyla yanlış aktarmış, dahası
kafadan atmış ve okuyucuya yanlış bilgi vermiş
olmasıdır. Bu yanlış aktarımı buraya aktarmak
zorundayım: „Aydınlıkçılar
(TİİKP) Gün Zileli’nin temsilciliğinde; Mihri Belli’nin
Türkiye Emekçi Partisi (TEP) ile temas kurmuşlardı. Zileli ile
Mihri’cilerin temsilcisi ve 1960’lı yıllarda Deniz Gezmiş’in
en yakın mücadele arkadaşı Mustafa Gürkan 10 Ocak 1975’te
aralarındaki görüşmeleri ittifakla neticelendirmek üzere
Aksaray’daki Aydınlık bürosunda buluşma kararı almışlardı.
Ancak polis bu görüşmeyi önceden haber almış (!) ve Aydınlık
bürosunda kurduğu ‚karakol‘ ile toplantıya silahlarıyla
birlikte gelen militanları Zileli ve Gürkan başta olmak üzere
teker teker gözaltına almıştı.“ Buraya,
Havariler’den ilgili satırları
aktarıyorum: „Mihricilerin
çıkarttığı Emekçi
dergisinin bürosunda, Deniz Gezmiş'in 1960'lı yıllardaki en
yakın mücadele arkadaşlarından Mustafa Gürkan'la dostça
bir görüşme yaptık. ‘Anti-faşist cephe‘ kurulması
noktasında ilke planında anlaştık. Ancak pratik ayrıntıların
görüşülmesi gerekiyordu. Böyle bir görüşme için, Mustafa Gürkan'a,
kendisini Aydınlık bürosunda
konuk edebileceğimizi söyledim ve 10 Ocak 1975
günü, Aydınlık bürosunda
buluşmak üzere ayrıldık.“ (...) „10
Ocak günü, öğleden sonra, Mustafa Gürkan'la buluşmak üzere
Aydınlık Bürosunun yolunu tuttum. Yanıma, laz yapısı
7.65'lik silahımı almayı
da ihmal etmemiştim. Büronun kapısını çaldım. Kapı
hafifçe aralandı, ama kapıyı açanı göremedim, kötü
bir olayla karşılaşacağımı sezdiğim halde
içeriye adımımı attım. Içerisi polis doluydu. Evet, bu
bir polis baskınıydı ve dergi bürosuna ‚karakol‘ kurulmuştu.
Arama sonucunda üstümden tabanca çıktığını görünce
telaşlanıp, beni, sıralarda oturan kırk elli kişilik
topluluktan ayrı bir yerde, kapının yanında enterne
ettiler ve diğerlerinden ‚ayrıcalıklı‘ bir işleme
başvurarak bileklerime kelepçe taktılar. (...) Topluluğun içinde,
ziyaretçim Mustafa Gürkan'ı görünce sırtıma ter bastı.
Konuğumun tutuklanmasına sanki ben sebep olmuşum gibi utandım.“
(s. 122-123) (...) „Polisler,
bir saat kadar daha ‘avcılık‘ yaptıktan sonra, artık
pek gelen gidenin olmadığını görünce oparasyonun
hedefine ulaştığına inanarak, bizi emniyete taşıma
işlemlerine giriştiler. Benim ve Kerem Çalışkan'ın
babasının dışında, salonda enterne ettikleri
kalabalığı aldılar dışarı önce. Salon boşalınca,
yerde üç adet tabanca olduğunu gördüm. Polis gelmeden önce salonda
oturmakta olan silahlı arkadaşlar, kalabalıktan yararlanarak
tabancalarını yere atmışlardı anlaşılan.
Üstelik bu silahlar, benim laz yapısı 7.65'likten
kesinlikle daha kaliteli şeylerdi. Polisler, derhal silahlara el
koydular. Yazık
olmuştu güzelim tabancalara. Tek tesellim, sahiplerinin kim olduğunun
bilinmemesiydi.“ (s. 124) Bayazoğlu’na
sormak zorundayım: Bu anlatımda polisin görüşmeyi haber aldığına
„(!)“ (alay işareti Bayazoğlu’na aittir ve neyle alay edildiğini
anlamak oldukça güçtür) ilişkin herhangi bir cümle ya da ima var mıdır?;
bu anlatımda, Aydınlık bürosunda herhangi bir toplantıdan
söz edilmekte midir?; bu anlatımda, „toplantıya silahlarıyla
birlikte gelen militanlar“a ilişkin tek bir sözcük ya da ima var mıdır?
Bunlar olmadığına, Bayazoğlu, tamamen benim anlatımımdan
hareket ettiğine ve herhangi bir başka kaynaktan söz etmediğine
göre, en iyisinden, yanlış anlayıp aktardığı,
en kötüsünden, kafadan attığı sonucuna varmak kaçınılmaz
oluyor. Yukardaki anlatımda da açıkça görüleceği gibi,
olay kısaca şudur: Gün Zileli ile Mustafa Gürkan, 10 Ocak günü,
Aydınlık bürosunda buluşup anti-faşist ittifakın
pratik sorunlarını görüşeceklerdir. Aynı gün polis,
Aydınlık bürosuna genel bir operasyon düzenlemiş ve büroda
bulunan diğerleriyle birlikte, oraya Gün Zileli ile buluşmak üzere
gelen Mustafa Gürkan da tesadüfen yakalanmıştır. Polis baskını
sırasında yere silahlarını atan militanlar, oraya „anti-faşist
ittifak toplantısı“ için gelmiş değillerdir. Zaten,
polis sorgusunda da böyle bir şey söz konusu olmamıştır.
Burada
da bitmiyor. Bayazoğlu’nun hatalı aktarmaları, makalesinin
ortalarına doğru devam etmekte. „Zileli’ye
göre siyasi tutuklular içinde öyle önemli bir gerilim olmadığı
halde, başlarında Ömer Özerturgut’un çektiği muhalif ‚TİİKP
Özeleştiri‘ grubunun mensuplarını oldukça soğuk karşılamışlardı.“
(Cümle bozukluğu bana değil, Bayazoğlu’na aittir.) Havariler’den
ilgili bölümü aktarıyorum: „
‚TIIKP Özeleştiri‘ örgütünün mensupları, bizi oldukça soğuk
karşıladılar. Hatta, önceleri, konuşmama siyaseti
izlediler. (...) Aramızda kısa bir durum değerlendirmesi yaptık
ve ‚Özeleştiriciler‘e karşı sabırlı, dostça
bir tutum almaya, onlarla bağlantı kurmayı denemeye (...)
karar verdik.“ (s.127) Kim
kime soğuk davranmış? Bayazoğlu‘nun
yazısını hiçbir denetimden geçirmeden yayımlayan Birgün
redaksiyonu ve Bayazoğlu, yazma sorumluluğu adına
okuyucularından özür dileyecekler midir? |
|||
|
|
|||