Gündemden geriye kalanlar

Hizbullah - Hizbul-Kontra

 

Aydın Yıldırım

yildirim_aydin@hotmail.com

22.10.2005

   

 

 

Hizbullah ya da Hizbul-Kontra

Haziran 1999 sıcağında, mezarda emeklilik yasası adıyla bilinen ve emeklilik yaşını 62’ye uzatan bir yasanın, Meclis gündeminde olduğu bu dönemde, Türkiye`nin dört bir yanından işçi ve memur kesimi, Ankara caddelerini doldurmuş, hükümete yönelik protesto gösterileri apıyorlardı. Türkiye`nin en büyük ve en güçlü sendikası olan Türk-Iş`in Başkanı Bayram Meral`in görev süresi dolacaktır artık. Bu kritik zamanda kimin bu göreve seçileceği tartışılmaktadır.

Maden-Sen Başkanı Şemsi Denizer`in ismi dolanmaktadır emekçilerin ağzında. Çünkü isçi-emekçi haklarını en çok dillendiren, onlara en çok sahip çıkan, onlardan biri gibi olan bir isimdir Şemsi Denizer. Seçileceğine kesin gözü ile bakılan Denizer, Türk-İş başkanlığının seçimlerine kısa bir zaman kala, memleketi Zonguldak`ta silahlı saldırıya uğrayarak öldürülür. Geride kafalarda cevabı çok net olan soru işaretleri kaldı.

 

Ardından Ekonomi Bakanı Hikmet Uluğbay`in intihar teşebbüsü, Ahmet Taner Kışlalı cinayeti, 17 Ağustos depremi, Fahriye Erdal`ın Belçika makamlarınca yakalanması, Ulucanlar Cezaevinde bulunan sol görüşlü 10 tutuklunun sopa ve demir çubuklarla dövülerek öldürülmesi, şehit ailelerinin eylemleri ve nihayet Hizbullah`a yönelik operasyonlar.

 

Beykoz

17 Ocak 2000, İstanbul Beykoz.. İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı polis birimleri, 6 saate yakın süren bir çatışma sonucu, abluka altına aldıkları binanın içine giriyorlar. Televizyon kanallarının canlı yayınla verdikleri bu çatışmadan sonra Türkiye gündemine bomba gibi düşen açıklamalar geliyor ardı ardına. Gündem konusu Hizbullah..!

 

Örgütün lider kadrosuna yönelik olduğu anlaşılan bu operasyonda, örgütün ilim kanadının beyni ve kurucusu sayılan Hüseyin Velioğlu,üzerinde 34 kurşun deliğiyle, ölü ele geçirilirken, yanında bulunan Edip Gümüş ve Cemal Tutar isimli şahıslar, burunları bile kanamadan ‘sağ’ ele geçiriliyorlar. Çatışma sırasında bilgisayar, el yazıları CD ve disket gibi önemli dokümanlar kuşkulu bir şekilde yok ediliyor. Anlaşılan görünmeyen bir el tasları yerinden oynatmış, duvar yıkılıyor artık.

 

Bu tarihten sonra ülke genelinde yapılan operasyonlarda mezar evler diye adlandırılan mekanlarda çok sayıda ceset ortaya çıkarılır. Türkiye`nin her yerinde çoğunluğu HADEP üyesi ve çalışanlarından oluşan cesetler fışkırıyor. Cesetlerin sayısı kadar, nasıl işkence edilerek ve acımasızca öldürüldükleri de tartışma konusu idi; Diri diri gömmeler, meşhur domuz bağı yöntemi, zincire bağlamalar, Filistin askısı, vs vs.

 

PKK lideri Abdullah Öcalan`ın idam cezasının Başbakanlıkta bekletildiği günlerdi. Türkiye`nin dört bir yanından Ankara`ya akın eden şehit aileleri, idam hükmünün yerine getirilmesi istemiyle ortalığı birbirine katıyorlardı. Kimi zaman Yargıtay binasının önünde, ağaçlara sembolik asma töreni yapıyorlar, kimi zaman Tunalı Hilmi Caddesi`nde bulunan İnsan Hakları Derneği Genel Merkezini basarak yönetici ve çalışanlara saldırıyorlar, kimi zaman ise kar-kış demeden Ankara caddelerini aşındırıyorlardı. MHP-DSP-ANAP koalisyonundan oluşan hükümet kanadı, bu tepkileri karşılamakta zorlanmaktadır. Gündemde Avrupa Birliği`ne katılıma ilişkin idamın kaldırılması yönünde yasal değişiklik çalışmaları vardı. Bu dönemde Hizbullah vahşetinin boyutu birden bire yansır televizyon ekranlarına. Her gün farklı yerlerden çıkarılan cesetler, itiraflar, işkencenin boyutları derken şehit ailelerinin eylemleri bıçak gibi kesilir, ülkenin tek gündem maddesi Hizbullah`tır artık.

 

Dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tanten başkanlığında, televizyon ve gazetelerin temsilcilerine kapalı kapılar ardında brifingler veriliyor; merak edenlere, Hizbullah`ın gerçekleştirdiği vahşet dolu sorgulama ve işkence yöntemleri izletiliyordu. Sonuç olarak çıkan karar, bu görüntülerin basında yer almaması ve İçişleri Bakanlığı`nın gizli kasalarında saklanması yönünde idi. Ta ki bir başka zaman, yeni bir gündemin konusu yapılıp ortaya çıkarılması gerektiğine karar verilene dek.

 

Hizbullah ve Devlet

Hizbullah ya da HizbulKontra. İran İslam devrimi, Türkiye'deki İslamcıları yeni arayışlara sevk ederken, düzen içi çözümlerle iktidar olmayı düşünen bu kesim, yeni örgütlenme arayışlarına girişir. Bu arayışların yaşandığı koşullarda 12 Eylül cuntası gündeme gelmiştir. Sol'a karşı yok etme savaşı sürdürecek olan cunta yönetimi ve uzantısı İslamcılarla anlaşma yolunu seçer. Kullanılan ve önleri açılan İslamcılar, bu koşullarda rahatça örgütlenme ve yaygınlaşma zeminini bulurlar. İmam Hatip Liseleri`nin, Kuran kurslarının sayılarının alabildiğine arttırıldığı bir döneme girilmiştir. Bu dönemde Diyarbakır, Batman, Silvan, Mardin, Nusaybin gibi il ve ilçelerde bazı İslami gruplar ortaya çıkmış, buralarda örgütlenme zemini bulmuştur. Bu bölgedeki halkın ekonomik ve eşitim yoksunluğundan kaynaklı muhafazakar yapısı ve feodal geleneklere bağlılığı bu oluşumda önemli etkenler olarak yer edinecektir. Kürt Ulusal Hareketi`nin ağırlığını hissettirdiği bu dönemde, Diyarbakır çevresindeki İslami gruplar, devlet tarafından korunup kollanırken, kontrgerillanın vurucu gücü olarak örgütlendirilirler. Devlet tarafından silahlandırılan, Çevik Kuvvet ve JITEM merkezlerinde, ordu karargahlarında kontrgerilla tarafından eğitilen, halk arasında Hizbulkontra olarak adlandırılan, Hizbullahçılar, özelikle 1991-92-93 yıllarında, tam bir cinayet makinesi gibi çalıştılar. O yıllarda Kürdistan şehirlerinde devrimci-demokrat insanlara ve hatta devlete mesafeli yaklaşanlara karşı düzenlenen satırlı, silahlı saldırılar, kaçırmalar, kaybetmeler Hizbullah eseriydi. 2000'den fazla insanı katleden Hizbul-Kontra, askeri birliklere, polis merkezlerine kolayca girip çıkabilirken, devletten aldıkları destek neredeyse sınırsız olmuştur. Zamanla Hizbullah `ın amacının bu dönemde bölgede „yoğun faaliyet“ yürüten, güvenlik güçlerinin amaçlarıyla örtüştüğü anlaşılır. Bu durumu devletin kendi kurum ve görevlileri bile itiraf etmek zorunda kalmıştır. Gerek MIT müsteşarlığı döneminde, gerekse de Jandarma Genel Komutanlığı döneminde JITEM-Hizbullah bağını güçlendiren generallerden birisi olan Tümgeneral Teoman Koman, kendisine Hizbullah’ı soran gazetecilere şu yanıtı verecektir; “Hangi Hizbullah? Bir Iran’daki Hizbullah vardır, bir de PKK’nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar...” TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu`nun 12 Ekim 1995 tarihli raporunda; Hizbullah'ın JITEM kurucusu Binbaşı Cem Ersever ile olan bağlantısından, gördükleri silahlı eğitimden, ordudan aldıkları yardım konusundan, devletin çeşitli kurumlarıyla olan ilişkilerine kadar pek çok konuya vurgu yapılmıştır. Komisyon üyelerinin Batman'da yaptıkları incelemeler sırasında, o dönem emniyet müdürü olan Özkan Şimşek, Hizbullah kampları konusunda bu kampların, JITEM karargahları yanında olduğundan dolayı bu kamplara müdahale edemediklerini ve herkes tarafından bu kampların bilindiğinden söz etmişti. Şimşek, "Ne yazık ki, Hizbullah örgüt mensupları bir dönem askerden yardım gördüler. Buradaki bazı askeri birimlerde silahlı eğitim yaptılar. Lojistik destek aldılar..." demekteydi. Emniyet Müdür`ü Şimşek, yine 1993 yılında Batman-Gercüş'te Hizbullah kampı olduğunu ve burada da askeri-siyasi eğitim verildiğini söylemekteydi. Muhittin Fisunoğlu'nun Kara Kuvvetleri Komutanlığı yaptığı dönemde Diyarbakır-Batman bölgesinde örgütlendirilen Hizbullah için, "PKK'nin baskınlarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar" şeklinde söz etti. Dönemin Başbakanlarından Tansu Çiller ise kendisiyle yapılan bir söyleşide, "1994'de terörle mücadelenin doruğunda olunduğu bir dönemde, bu mücadeleye hizmet edecek her şeye imza attım. Bunu bugün olsa yine yapardım’ şeklinde özetliyor. Bunun devlet dilindeki ifadesini, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, "Devlet bazen rutinin dışına çıkabilir" şeklinde özetlemişti.

 

Hizbullah örgütünün PKK'ye karşı kullanıldığı, son olarak üst düzey bir komutan tarafından doğrulandı. Daha önce Batman'da altı yıl görev yapan ve bölgeyi çok iyi tanıdığını söyleyen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert, "O zaman oralarda Hizbullah vardı. Tansu Çiller'in Başbakanlığı zamanıydı. PKK'ya karşı Hizbullah'ın kullanıldığı söyleniyordu. Kullanmak isteyenler oldu. Valiye gidip bunun yanlış olduğunu söyledim ve devletin güvenlik güçleri varken devletin bir terörist örgüte karşı bir başka terörist örgütü kullanmasının yanlış olduğunu anlattım" dedi.

 

2000 yılının başında Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun İstanbul’da öldürülmesi gerçekleri açığa çıkardı. Yakalanan örgüt militanı Emin Ekici, Velioğlu'nun devletin diğer kontrgerilla gücü olarak gösterilen JITEM'in kurucusu Binbaşı Cem Ersever ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'la ilişkisi olduğunu“ anlattı.

 

Peki ne oldu da, Hizbullah`a yönelik böylesine ani bir tasfiye yönelimi oldu?.

Öcalan’ın Şubat 1999’da yakalanmasıyla birlikte silahlı güçlerini yurt dışına çıkaran ve barış konusunu dillendiren, PKK’den sonra bölge sakinleşmiş, çatışmalar şiddetini kaybetmiştir. PKK’nin bu çıkısından sonra devlet destekli Hizbullah ya da Hizbul-Kontra da varlık nedenini kaybetmiştir artık. Bu durumda Hizbullah’ın da tasfiye edilmesi çok doğaldı.

 

Düğmeye basılır ve Hizbullah’a karşı geniş çaplı bir operasyon başlatılır. Öncelikle Örgütün devlet güçleriyle bağlantısını sağlayan en üst düzey elemanı olan Hüseyin Velioğlu yok edilerek bağlantı koparılır. Örgütün tüm illegal yönleri şaşılacak bir süre zarfında açığa çıkarılır. Örgüt düşmanlarının veya aleyhteki insanların kaçırılarak saklandığı son derece gizli sığınaklar bulunur tek tek. Genelde hücre evleri veya camii zeminindeki toprağın kazılması sonucunda yapılan bu sığınaklarda, kaçırılan kişiler, uzun müddet zincirlere vurulup saklanmakta, gerekli sorgulamalar yapılmaktaydı buralarda. Türkiye`nin dört bir yanından gerçekleştirilen kazılarda, toprak altından,100`den fazla ceset çıkarılırken, faili meçhul olan ya da kayıp görünen binlerce insanın akıbeti ise hala bilinmemektedir. Yapılan operasyonlarda 2000`e yakın Hizbul-Kontra militanı mahkemelere sevk edilmiş, bunların büyük çoğunluğu serbest bırakılırken, geri kalanı AKP iktidarının PKK`ye yönelik gerçekleştirdiği ancak başarılı olamadığı Pişmanlık Yasası düzenlemesiyle birlikte serbest bırakılır.

Katiller aramızdadır artık. Ta ki onlara bir başka misyon biçilene dek.

 

Bu gelişmeler Türkiye`nin en can alıcı sorununun Kürt sorunu olduğunun ve bu sorun çözülmeden Türkiye`de demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlüklerin gelişiminin çok zor olacağının göstergesi idi.

 

Etimesgut

Ocak 2000, Başkent Ankara`nın Etimesgut ilçesi.  Bir gecekondu evi. Çevresi Ankara emniyetine bağlı çevik polisleriyle kuşatılmış, kimse yaklaştırılmıyor. Haberci kimliğimizi kullanarak çemberden içeri giriyoruz. Sade bir görünüme sahip olan evin içi darmadağınık, kapılar kilitli. Mutfak balkonunun altında kömürlük olarak kullanılan küçücük bir bölümde kazı çalışmaları yapılıyor. İlk etapta anlamakta güçlük çekiyoruz. Ancak orada gömülü cesetler olduğunu duyduğumuzda gülüp geçiyoruz. O kadar küçük bir yere hiç ceset gömülebilir mi? Aradan geçen zaman içinde üst üste gömülmüş 3 ayrı ceset tek tek çıkarılıyor. Görüntüler tüyler ürpertici. Ellerinden ayaklarından zincirle bağlanmış, çıplak vaziyette poşetlere konulmuş. Domuz bağı yöntemiyle öldürüldükleri vücutlarının aldığı şekilden anlaşılıyor. Anne karnındaki cenin gibi zincir ve ip sıktıkça küçülmüş, iki büklüm olmuşlardı. Tanınmayacak haldeler.

 

Batman`dan kısa bir süre önce buraya tasınmış olan bu ailenin cesetleri, dolapların içine konarak buraya getirildikleri, daha sonra da kömürlüğe kazdıkları derin çukura gömüldükleri bilgisi geçiyor üst düzey birimlerinin telsizlerinden. Adli Tip`a götürülen cesetlerin teşhisi için gelenlerin çoğunlukla Kürt illerinden olması dikkatlerden kaçmıyor. Mersin`den gelen ve Diyarbakırlı olan Hüseyin Aydın, “Ben Tarsus`tan kaçırılan imam`ın kardeşiyim, bu benim abim değil”diyor sevinçle. Teşhisi yapanların, “benim kardeşim değil” ”benim eşim değil” ifadesindeki sevinç gözyaşları durumun insani boyutunu göz önüne seriyor. Yapılan haberlerin ağırlık noktası, kaçırılıp işkence yapılarak öldürülenlerin özellikle Kürt hareketine yakın isimler olması idi.

 

NTV Ankara Haber Dairesi

Kısa bir süre sonra NTV Ankara Haber Dairesi`ni telefonla arayan soğuk bir ses, oldukça düzgün bir Türkçe aksanıyla, “ayağımı denk almamı, benim kim olduğumun bilindiği, maksatlı haberler yaptığım ve dikkatli olmamam halinde akıbetimin diğerlerinden pek de farklı olmayacağı’ şeklinde ardı arkası kesilmeyen tehditler yağdırıyordu. Bir kaç gün sonra görüştüğüm, TBMM Susurluk Komisyonu Eski Başkanı, o dönemde ise TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanlığını yürüten Mehmet Elkatmış, yaptığı açıklamalarda Hizbullah`ın devlet tarafından yetiştirildiğini ve desteklendiğini belirtiyor. Buna dair dokümanlar sunan Elkatmış, bu olayı araştırmakta zorlandıklarını, işin ucunun Asker ve üst düzeydeki önemli bürokratlara dayandığı bilgisini veriyor. Elkatmış, bölge milletvekillerinin Hizbullah`tan tehdit aldıklarını da sözlerine ekliyor. Mehmet Elkatmış`ın açıklamalarının haber konusu edilmesi ve kanıt olarak sunulması bazı kesimleri oldukça rahatsız ediyor. Haber olarak sadece bir kez yayına giren bu açıklamalar ve dokümanlar, daha sonra tüm aramalarıma rağmen bulamadım. Bu konuda artık sınır çizilmiş, yukarıdan gelen direktiflerle hassas konu olarak işlenmeye başlanmış, gündem değiştirmek için “konu”ya biçilen zaman dolmuştur artık. Ta ki Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan öldürülene dek.

 

Ancak İçişleri Bakanlığı tarafından bu saldırıyla ilgili çok sonra yapılacak olan açıklamalar, bölgede yeniden kargaşa yaratmak isteyen, bu amaçla ortak faaliyetler yürüten, Alman-Rus-Iran güçlerini işaret edecektir. Gündem yine Hizbullah`a kilitlenmiş, gerçekler bir kez daha karanlığa mahkum edilmiştir.

 

Gündem baş döndürücü bir hızla değişmeye devam ediyor...

Romanya`da yakalanıp Türkiye`ye iade edilen ve PKK`nin üst düzey Avrupa sorumlularından biri olduğu iddia edilen Cevat Soysal, devlet güçlerinin cezaevlerine müdahalesi ve F tipi Cezaevleri, Cumhurbaşkanı`na anayasa kitabi fırlatan Hüsamettin Özkan ve sonrasında gelişen ağır ekonomik kriz, Ankara’yı ayağa kaldıran esnaf olayları, Dünya Bankası`ndan Türkiye`yi kurtarmaya gelen Kemal Derviş, milyar dolarları bulan yolsuzluklar, batık bankalar, AB`ye yönelik uyum yasaları...

 

Foto: xelkedondurma.com

 

Bigire - Kapat