DiVAN-I AHVAL

 

 

 

“Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil

Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil.”

                                                   Yunus Emre

 

Aydın Yıldırım

yildirim_aydin@hotmail.com

21.02.2006

 

 

Dinle Ademoğlu..!

Ahir zaman içinde savrulup giden ömrünü..

Dünün, bugünün, yarınının tükenmez dertlerini..

Elinde olanı, olmayanı..

Öncesi, şimdisi, varken yok olanı..

Yüzünü bana çevir, çığlığıma kulak ver..!

 

Perşembeyi Cuma`ya bağlayan bu kutsal akşamda, mindere minder ekleyelim, cigara sarıp orta yere yığalım, gönlümüzü ağartıp demimizde boğulalım.

Sözün özünden Yezit korkarmış. Özümüz sözümüz bir olsun, gönüller kaynaşsın, hakikat insana bağlansın. Bizim olanı kendimize ayırıp bizim olmayanın yakasını bırakalım.

İçinizi acılandırıp karartayım biraz, sakin gücenmeyesiniz, haklı söze kızıp yüz yıkmayasınız. Sözümüz yoksul sözüdür, gönülden verilir, göz kamaştırıcı bir görkemi yoktur.

Söz olsun, İşsizlik olmasın..!

 

Dalınçlarınızdan uyandırayım sizi. Etten, kemikten, sesten sıyrılıp, hayal meyan görünen binlerce yıllık yontuyu gözleyelim. Büyüsü kalsın sadece, gönlünüz kamaşsın.

Hazreti Süleyman, mücevher ve altından bir bina inşa edip seslenmiş: “Tanrım  sana bir bina inşa ettim, gel otur.” Tanrı: “Benim öyle bir binam var ki, kıyamete kadar yaşayacak. Ben yerimi o binanın içinde yapmışım.” Nedir o bina?” diye sormuş Süleyman,“ O bina sensin, insandır.”demiş Tanrı.

 

Ademoğlu`dur; sonsuz varlıkların, secdegah ve kıblesidir. Bu küçük alemde  sonsuz çeşitliliğe ve çokluğa şahit ve sahip olandır. Güneşse aydınlatan, karanlıksa örtendir. Binbir suratı vardır ki, anlamaya Veli gerektir. İsyankardır hem, kendi sonucuna sebep.

Ücyüzaltmışlatı evliya, yüzyirmidörtbin peygamber, doksanbin kelime-i kübra ya da onsekizbin alemdir. Biçimini bulduğu toprak, su, hava ve ateştir.

 

Topraktır; Adem`in huyudur .Ağırdır, sabırda eşine rastlanmaz. Topraktan yer, içer yine ona döner..

Abi-i hayattır;  Nuh`un nişanesi. Asil yaşamın kaynağıdır. Ne ki huyunu bilmek gerekir, yoksa Nuh`u sorumlu kıldığı gibi yutar hemen. Benim senin cirmin cürümün ne.. Oynaktır, uyanıklılık gerektirir..

Havadır; Isa`yi saklar bağrında. Yeğniktir, uçmaya yakındır yerini bilirse. Bilmezse gel geç eser durur..

Oddur;  Zerdüşt`ün nişanesidir. Gazaplıdır, yakar. Boynuna zincir geçirip yedeğine gezdirmeyi başarırsan güç, kuvvettir..

 

 

Tanrıdır; gözün değil gönlün gördüğü, hakikati gizli bir sırdır. Hak, Allah, Tanrı, Got, Rab, Xuda, Homa, Yehova, Ahura Mazda, Mitra, Melek-e Tavus ya da El `dir dil çeşitliliğinde.Yunus`un dilinde,”Mansur Enel Hak söyledi, hak sözüdür, hak söyledi”, Mansurdur.

 

Zamane kadısı, Mevlana`nin öğrencilerinden Süryanos`a: ”Sen Mavlana`ya tanrı dermişsin, dogru mudur?” Açık sözlü Süryanos: “Yalan, ben Mevlana`ya tanrıdır demedim, tanrıyı yaratandır dedim.Tanrı benmişim meğer, yıllarca bunu bilmeden yasamışım.” demiş. Çıldırmış olduğunu düşünen Kadı, serbest bırakır onu. Hemen Mevlana`ya koşan Süryanos olup biteni anlatır ona. Bunun üzerine Mevlana: ”Deseydin ya Kadı`ya; yazıklar olsun sana, eğer sen de bir tanrı olamadıysan..!” 

 

Kırklardır; evleri dolduran nurdur sabah dualarında. Kırklar odasında tutulan cem, cennetin kapısında üzümü engür edip içen on yedi  bacı, yirmi iki erkek ve Ali`dir. Doğmuş ve ölmüşün sayılı günü, bir katre ağ mürekkebin ana rahmine düştüğü “gün”, ana rahminde kaldığı “ay” sayısıdır. Erenlerin, pirlerin yoludur. Bilene dümdüz, bilmeyene hayli inişli çıkışlıdır.

 

Candır;  varlığı da yokluğu da bilinmez bir garabettir. Biraz önce öpmüşken, soğuduğunda ürküntü veren, ten evinde barınan ve oradan çıkmak istemeyen yoksul bir konuktur.

Söylenceye göre, can ölünce, rengarenk tüyleri, altın gibi parlak kanatları ve sevimli bakışları olan Zümrüd-ü Anka kuşuna dönüşürmüş. Sürekli güneşe doğru uçan Zümrüd-ü Anka, güneşe yaklaştıkça günesin ışınları ile yanar, külleri yere dökülür, dökülen küllerinden çoğalarak yeniden  doğar, sonsuz yaşama doğru uçmaya devam edermiş inatla.

 

Çocuktur; karanlık evin, kara günün çırası, gönlün ve ruhun neşe kaynağıdır. Ananın avuntusu, babanın gücü, övüncüdür. Kardığın çamura göre biçim alir ki, o yüzden, uyanıklık gerektirir. Ne çileye yatırılıp cezalandırılmalı ne de nimete boğulup şımartılmalıdır. Nasıl alıştırırsan öyle gider, neyi verirsen onu ister.Yaşam denizinin sedefinde saklı  bir incidir. Sedefin özellikleriyle donatılmışsa da yaşam denizinin öz malıdır. Sedef  bizsek halk da yaşam denizidir.

 

Kadındır; üç yoksula sormuşlar: ”Felek dişi midir, erkek mi”? Birincisi: “Kadın olsa bunca sessizlik olmaz, konuşmadan duramazdı.” demiş. İkincisi: “Kadın olsa, dünyada erkek komazdı” Üçüncüsü: “Kadın olsa, anayüreğini bildiğinden çocukların canını almazdı” demiş.

Yani susarsa alemin süsüdür, sabırlıysa göğü tutan kiriş, anaysa acı ve sevgi ummanıdır.

Ya değilse? O vakit her gece koynuna uzanıp hesap verilen soğuk kabirdir..

 

Ömürdür; kendine hizmet edeni bir soluk, halka yarayışlısı ölümsüzdür. Çocuklukta çerez, gençlikte heves, yaşlılıkta taşınmaz koca bir yüktür. Biçim, kalıp değiştirmektir. Zamanı, hesabi yoktur. Nice binyıl yaşaşan kime ne ettiğindir geriye kalan.

 

Çiçek, üzerine konan kelebeğe: “ömrümden ömür vereyim sana, ancak özüme dokunma.” Kelebek: “topu topu bir haftadır ömrüm, bir çiçekten bir diğerine konar öz tadarım, budur benim bütün sevincim, dahasını istemem”demis.

 

Sevgidir; Hakikatin ta kendisi, ömür azığı,“Aşk“tır. Onsuz ömür anlamsız, çekilmezdir. Erişilmez derinliklerdeki essiz inci, evrenin kuruluş nedeni olsa gerektir. Ne ki halleri vardır ancak erbabı bilir. Hem derttir hem derman, bin derttir, bir derman, dillerde dolaşan efsane kimi zaman. Yas olursa hiç gülmez, akan gözünyaşın silmez. Ömür törpüsüdür, varsa da yoksa da tüketir. Bin dil de bilsen, dildeşsiz, dilsiz kalmaktır. Gündüz hayal, gece düş, uyanınca da ağlayıştır.Gökyüzünde, aşk aynasını tutan, Zühre yıldızıdır, yeryüzündeyse Derya.

Birbirlerini kaybeden ruhlar bu aşk aynasında bulur birbirlerini.

 

Bu kutsal akşamda özümüzdeki tuzu ve suyu damıttık bardağa.

Su ilim ve hikmet, tuz ise adalet ve faziletti.

İlim, hikmet, adalet ve fazilet`in üzerine tevazu, cömertlik, şefkat, merhamet, erdem,

hoşgörülülük, alçakgönüllülük ve muhabbet eklensin.

 

Yüreğiniz bilgi, irfan, feyiz, neşe, aşk, vuslat, şiir ve deyişle, hoş olsun.

Dildeki dilekleriniz, gönüldeki muratlarınız kabul olsun.

Söz olsun sessizlik olmasın..!

 

 

Bigire - Kapat