Bugün Pazar

Nehir Muhabbetleri

21.04.2008, xelkedondurma.com

 

ŞİİR VE KADAVRA

Parşömen kâğıtlar okunduğunda, kıvrıktırlar; şiirin ve

kadavranın içi açılmamıştır, insan insanın hiç.

Ece AYHAN

 

Sezai Sarıoğlu

sezaisarioglu@superonline.com

 
 

Etkinliklerimizin genel başlığını yeryüzü şairi Nâzım Hikmet’in bir şiirinden esinlenerek “Bu gün Pazar” koyduk… “Bu gün Pazar”ı mırıldandıkça, “Bu gün Pazar”ı okudukça Nâzım’ın şahsında genel olarak sanatın özel olarak şiirin ulusötesi, sınıraşırı özgürlük vaadini birlikte anımsayalım istedik... Yerel ve evrensel bağlamda, kişi başına düşen milliyetçilik-ırkçılık ve savaş miktarının giderek arttığı günlerde, sanatın da, şiirin de, edebiyatın da“dünyayı yorumlamanın ve değiştirmenin” olmazsa olmazı olduğunun ısrarı ve inadındayız…  Bu bağlamda sanatın-edebiyatın “artakalan” olmadığını, tersine düşlerimize, hayatlarımıza esastan ve usulden dâhil olduğunu, politikaya (!) hatırlatmak gibi bir vebalimiz var… Sanatçıların hızla, milliyetçi-ırkçı bir dile, resmi tarihe kayıt yaptırdıkları, “şairlerin en kötü şiirleri hayatlarıdır” soyutlamasının her gün sanat alanında da doğrulandığı, şiirine yenilen, mahcup olan şairlerin idare edildiği günlerdeyiz… Amacımız, her biri kendi içinde bir bütünlük içeren etkinliklerimizle, sistemin kutsallarına değil, şiire, edebiyata ve özgür bir dünyaya yeniden kayıtlanmanın çabası içinde olmak… Bunun için kavramlarımızı, imgelerimizi yeniden tanıştırırken, birbirimizle de yeniden tanışmanın ve çoğalmanın ısrarı ve inadı içinde olacağız…

 

Etkinliklerimizin özel başlığının “nehir muhabbetler” olması ise her muhabbetin nehir gibi akması muradımızdan kaynaklanıyor. “nehir muhabbetler” dedik, çünkü her ay kesintisiz yapılabilen etkinlikler tasarladık… Turgut Uyarın dizelerinden el alarak dillenirsek; “biz uzun yaşamalı bir su’yuz” demek istedik… Böylece, birkaç çalışmadan sonra hevesleri yarıda bırakarak sona eren etkinlikler yerine nehir akışkanlığını alışkanlık haline getirmek istedik… “nehir muhabbetler”; konuklar, kolaylaştırıcılar ve izleyiciler açısından su gibi kesintisiz aksın ki, yeni bilgiler, yeni hatıralar, üzerinden çoğalmak mümkün olsun, diye yola koyulduk…

 

Edip Cansever’in “O zamanlar sokak sokak dolaşırdım/ Çiçek alanları iyi bilirdim/ Ruhi Bey de çiçek alırdı/ Nedense benden alırdı/ Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım” dizelerindeki etik, estetik ve politik anlamı devralarak, sözcükleri biçimli tutmak, soruları biçimli sormak, birbirimizle, hatıralarla ve tarihle biçimli ilişki kurmak mümkün ve gereklidir umuduyla birbirimizin kapılarını tıkladık…

 

Günümüz edebiyat-siyaset tartışmalarında temel sorunlardan birinin “sahicilik” yitimi olduğunu söylemek malumun ilanı olsa gerek… Konuklarla, izleyiciler, kolaylaştırıcı ile konuklar, kolaylaştırıcı ve izleyiciler arasında “sahici” bir ilişki kurmak en temel derdimiz… M. Cevdet Anday’ın, “Dünyada geçirdim çocukluğumu/ İnsanlardan eşya yaparlar” dizelerinden nasiplenerek, insanlardan barış yerine savaş, iyilik yerine kötülük, sanat yerine para, insan yerine ırkçı yapıldığı bir dünyada/ ülkede, insandan insan, insandan şiir/sanat yapmanın heveskarları olmayı yeğledik… Bu bağlamda da, Can Yücel’in “Aleyhistan’da yeni bir lehçe” dizelerinin izini sürerek, söz fazlalığının olduğu dünyada/ülkede söylenmeyen sözü, az ama kıymetli sözü, sözleri bizim mahallede dolaşıma sokmak gibi bir hevesle demlendik…

 

Cemal Süreya’nın, “bir çiçek yolumu kesti!” dizesinden mülhem, her ayın ilk pazar gününde, “bugün pazar” diyerek yolunuzu kesmek istiyoruz… “İnsana dair hiçbir şey bana yabancı değil” cümlesinden yola çıkarak, edebiyat, tarih, sanat, siyaset, sinema, felsefe, mizah, şiir, hikâye, tiyatro alanında sözü olan konuklarımızla yolunuzu kesmek istiyoruz. Anadolu yakasında, her ay hevesimizi sınayarak, hevesnefes farklı bir buluşma yaratmayı amaçlıyoruz. Can Yücel bir şiirinde, “Ben ki müebbet muhabbet’e mahkûmum” demişti ya… Bizler de “nehir muhabbetlere” mahkûm heveskarlar olarak her ay “nehir muhabbetler”de düşbaşı yapacağız…

 

Can Yücel’in, “başka türlü bir şey benim istediğim” dizelerinden el alarak, nicel ve nitel olarak “başka türlü bir muhabbet” mümkün olsun istiyoruz… Böylece her seferinde kendimize, sözlerimize ve birbirimize yenilmek, birbirimizden eksilmek, birbirimizden yanılmak yerine, “başka türlü bir muhabbet mümkün”ün ısrarında ve inadıyla çoğalmak istedik… Kıymeti ve müjdesi olan az sayıda etkinlikler bir yana bu tür etkinliklerin genelde, bürokratik, hiyerarşik ve işlevsiz oldukları gerçeğinden hareketle, katılımcılar ve izleyiciler açısından organik bir bilgilenme, düzeyli bir tartışma özenini etik, estetik ve politik bir olmazsa olmazlık olarak benimsiyoruz…

 

Karşılığı para olmayan kıymeti ve müjdesi sanat ve özgürlük olan bir “nehir muhabbetler”den söz ediyoruz. Bunun anlamı, hayata, doğaya, sanata ve insana yaklaşımımızdaki duruşumuzdan tarihsel, siyasal algımızdan kaynaklanan bir yaşam tarzı olduğu bilinmelidir…

 

Hatıralar, kavramlar, imgeler yoluyla birbirimizden öğrenecek çok şey olduğunun bilgisinde ve bilincindeyiz… Sanatın, şiirin, siyasetin geçmişine dair kadim bilgilerin kamusal alana taşınması amacımız, şiirin sanatın, insanın ve tarihin içinin henüz açılmadığı bilgisini dert etmemizden, sorunsal olarak görmemizden kaynaklanıyor… Bahanelere sığınmadan, yerel ve evrensel sorunları dert edenler kavminin çocukları insanın, şiirin, sanatın, tarihin ve coğrafyanın içini açmak, tarihsel ve güncel işaretlere yeniden bakmak istiyoruz…

 

Edebiyat, sanat tarihine ilişkin çalışmalarımızda temel yaklaşımımız, özellikle, “gayrıresmi edebiyat tarihi”ne ilişkin, bilgileri açığa çıkarmak… “Tarihe bak anlarsın” diyen Ece Ayhan “ama tarih ayağa kalkınca görülecek bir şey değildir” diye de eklemişti… Geçmiş ile şimdi ve gelecek arasındaki ilişkinin, bilgi düzeyinde de bozulduğu, büyük anlatıların tarihe karıştığı, tarihin sonunun geldiği söylemlerinin yaygın olduğu günlerde, tarihe yeniden bakmanın çabasındayız… Bu bağlamda, Can Yücel’in, “Dili bilmek gerek ve dibi bilmek gerek” dizelerinden el alarak, her konunun görünen değil görünmeyen, yüzeyde olan değil ve dipte olan özgün yanlarını irdemek istiyoruz…

 

Değil mi ki, Nâzım’dan söz ettik… Değil mi ki,  “bugün pazar” dizeleriyle hem Nâzım Hikmet’in hem de birbirimizin kulağını çınlattık… O halde, yine Nâzım’ın amacımıza uygun bir dizesi de yolumuzu kessin: “Ben, iyimserim, dostlar, akarsu gibi…”

 

“nehir muhabbetler”in kolaylaştırıcısı olarak bizler de akarsular gibi iyimseriz… Akarsular gibi umutlu… Düşlerimizde, hayallerimizde cimri değiliz…

Tez görüşmek için peşinizden bir avuç şiir döküyoruz…

Şiir ve sihir kalın…

 

 

Wêne: Uske