|
Ateşten başka geçmişin ve geleceğin yok Newroza geç kalma...Ateşe geç kalma... |
|||
|
09.04.2008,
xelkedondurma.com |
|||
|
|
|||
| Ateş’te ve aşkta hile olmaz… Önce usta sonra çırak olmayı bilen ey halk. Ustalık elde bir, çıraklığa geç kalma… | |||
|
|
|||
|
|
Ey tuz-ekmek kardeşim, ey tarihten olma, coğrafyadan doğma geciktikçe gençleşen halk… Newroz’a geç kalma… Bilirsin ki, ateş külün kalbinde gizlidir. Ateşin kalbinde ise, tarihin kütüğüne kendini ve dilini çakmak isteyen bir halk gizlidir. |
|
Newroz’a geç kalma... Ateş’e geç kalma… Ateş’ten başka geçmişin ve geleceğin yok… Tuz-ekmek
kardeşim, ey ateşten olma tarihten doğma halk… Newroz’a
geç kalma… Ateşe geç kalma… Kendine, şiirlerine, söylencelerine,
tarihine ve coğrafyana geç kalma. Külü iki vakte kadar temize çek,
üç vakte kadar özetini çıkar dağların… Ateş’te,
dağ’da ve Newroz’da imla hatası yapma. Bu arada su deyip geçme,
Dicle’nin Fırat’ın aklını karıştıran
kötülük dayanışmasına karşı, iyilik, kardeşlik
ve barış dayanışmasından vazgeçme… Dışını
haram su’lara sal. Su’yun, suların ana fikrini aklında tut.
İçine geç kalma. İçi varsa bir halk, düşü varsa bir
halk halktır. Ateş’ten ve aşktan yapılmışsa
bir halk halktır. Tarihsel ve güncel düşlerine geç kalma…
Yanlış yaşanan ve yanlış yaşlanan milliyetçilik-ırkçılıkla
malul şu dünyada kendine ve barışa düşbaşı
yapmayı ihmal etme… Doğu’ya ve doğrulara geç kalma…
Şiirden ve aşktan başka geçmişin ve geleceğin yok… Maddenin ve mananın yorgun olduğu dünyada yine de sen maddeye ve manaya geç kalma… Şairlerin dizelerin izini sür; “Ey vurulduktan sonra da bir süre uçan kuş…” Devlet dersinde öldürülen ateş çocukları, bizim mahallenin hiçbir çocuğunu unutma… “Ölümü denir şimdi onlara / Kalpleri durmuş çoktan…” diyen şaire kulak ver… Korkmazsa ateş korkmaz. Ölmezse ateş ölmez. |
|
Ateşin
sudan, suyun ateşten korktuğu eski bir masaldır.
“Ödleriyle öten kuşları” şımart ki, kuşlar
da halklar da, özleriyle, kendi dilleriyle de ötebilsinler. Tarihin ve coğrafyanın
kalbine gömülen bizim mahallenin en yakışıklılarından
Che yüzlü lirik, romantik ve diyalektik çocukları(nı) unutma…
“Unutmak kuşlardır” diyen
şaire nazire yaparcasına, hatırlamak da hatırlatmak da
kuşlardır, diyerek güne başlamayı aklından çıkarma…
Çünkü unutmamak tarihtir. Akıntıya yürek çeken, işaret
ve itiraz parmağını yitiren aşkiyalardan başka geçmişin
ve geleceğin yok. Yağmurun yerine haritada doğru işaretle.
Bulutların… Pekmezle karılan kadim dağların yerini
kalbinde doğru işaretle… Çok eski bir gelenektir, dağların
arkasından, ölü ormanların arkasından konuşulmaz. “bir
aşkın ölümdür kafiyesi dağlara filan denk gelir”
diyen şairden el almayı ihmal etme… Ama yine de, her aşkın
dağlardır kafiyesi dağlara filan denk, her dağın aşktır
kafiyesi barışa denk gelir, cümlesini kavimler kapısına
as ki, gelip geçen halklar okusun. Her aşkiyanın dağlardır
uyağı, ayakları her zaman dağlara denk gelir. Dağlar
ve ateş, bizden önce de vardı, bizden sonra da orada hep var
olacak. Haram su’ların, isyan ve insan ateş’in, ayaklarına,
dallarına sular yürüyen, koyaklarına cemreler düşen dağların
kalbini kırma, dağların ardından dolanarak resmi tarihi
çoğaltanlara kanma… Pekmez ile karılmış dağlara geç kalma… Kalbinden
ve aşklarından başka geçmişin ve geleceğin yok… Ey
tuz-ekmek kardeşim, ey tarihten olma, coğrafyadan doğma
geciktikçe gençleşen halk… Newroz’a geç kalma… Bilirsin ki,
ateş külün kalbinde gizlidir. Ateşin kalbinde ise, tarihin kütüğüne
kendini ve dilini çakmak isteyen bir halk gizlidir. Ateşin kalbini kırma.
Ateşi ve külü, tuzu ve ekmeği bütün zamanlarda şımart.
Bir halk önce kalbiyle görür, sonra gözleriyle. Kalbine geç kalma.
Kalbindir senin ülken. Kalbine geç kalma… Ateşe
ve küle, tuza ve ekmeğe geç kalma… Barıştan
ve adaletten başka geçmişin ve geleceğin yok… Savaş
her devletin çekirdeğinde gizlidir. Barış halkların
kalbinde gizlidir. Barış’a geç kalma. Dünyanın bütün
halkları senin tuz-ekmek, ateş ve kül kardeşlerindir.
Tuz’a ve ekmeğe, komşularına geç kalma. Komşudan
iyilik almaya gitmek, komşuya iyilik göndermek, halkların en eski
bilgeliğidir. İyiliğe geç kalma. Yanlış kuşlar,
yanlış uçan kuşlar Ortadoğu’ya ölmeye gidiyorlar…
Savaşla işbirliği yapan herkesin yüzüne karşı söyle
ve eyle. İçindeki söze geç kalma… Ateşten
ve aşktan başka geçmişin ve geleceğin yok… Ateş’te
ve aşkta hile olmaz… Önce usta sonra çırak olmayı bilen
ey halk. Ustalık elde bir, çıraklığa geç kalma…
Yorulan bir halkın ayak değiştirmesi, yorulan bir şairin
uyak değiştirmesi tarihe, siyasete ve şiire dahil. Ateşe
hangi külden, küle hangi ateşten gidildiğinin masallarını
anlat haldan bilene. Mem-u Zin’e, Cigerhun’a, Ahmed’e Hani’ye geç
kalma. Tarihine geç kalma. Ki, “tarih ayağa kalkınca görülebilecek
şey değildir.” Ape Musa’ya geç kalma… Senin ateş’inle
halk olan her bilge tarihtir… “Yurdunun kokularını
gümrükte bırakmayan” Amed Kaya’yı unutma… Hançepekli
çocukların beyaz gülücüklerinde ve esmer bıçkınlıklarında
yaşayan Yılmazgüneydoğu’ya geç kalma… Şiirde zorla
iskân edilemeyen Amed Arif’e geç kalma… Onun sessizliğinde gizli
mahcup ateşe geç kalma… Su’yu ateş’te ateşi su’da sına,
dağın sağlamasını su’yla ve ateşle, dilin sağlamasını
dille, dillerle yap…
Ape Musa’ya geç kalma… Dilinden başka geçmişin
ve geleceğin yok… Kayıp
yakınlarının tarihsel eylemi olan Cumartesi Oturmaları’nın
birinde, “devletin okuması yazması
yoktur” diyen bilge kadının yirmi dört ayar felsefe değerindeki
cümlesini dünyanın bütün duvarlarına yaz… Değil mi ki,
devlet denilen icat, hem tarihsel bir hakikat, hem de tarihin marangoz hatasıdır,
dünyanın bütün devletlerinin okuması yazmasının olmadığını
da aklının bir köşesinde tut. Ebabillerin ve bütün halkların
ise evvel-ezel okuması yazması vardır. İçindeki öteki
cümlelere kulak ver ve onları önyargısız oku. Çünkü bir
halk, sadece dışına ve dünyaya değil, içine de, içinde
de sorular soruyorsa halktır. Arkadaşlıklar da, tarih de, hatıralar
da bakım istiyorsa, kalbimize sorulan her soru ateş hakkı için
meşrudur. Kendi yüreğine devlet olmak, öteki halklara devlet
olmak, su’lara, dillere devlet olmak, dil’de zorla iskân yapmak hiç
bir halka yakışmaz… Burhan Karadeniz’e, öldürülen
gazeteci çıraklarına geç kalma… Sorularından
başka geçmişin ve geleceğin yok… Ateş
ve Newroz imgesi, cevaplar olduğu kadar sorular da demektir. Karşı
koyanı olmadıkça tarihin de tanrıların da, tabu ve
tapuların da bir yanı hep eksiktir. “Sordular.
Sorular benim insanlarımdır” diyen şaire kulak ver…
Çünkü sorular senin insanlarındır, sorular halkı halk
yapan ırmağın çoğul akışının
rengidir. İçindeki yanlışları sayılarla oyalamak,
bir halkın imgesine zarar verir. Doğrularını pazarda
eksiğine bozdurma ama sorulara da geç kalma. Özündeki doğruları
tüm zamanlarda büyüt ama sözündeki yanlışlara da ateşin
göz ve gönül ucuyla bakıver… Ateş’te peşrev olmaz ne çıkarsa Newroz…
Newroz’da peşrev olmaz ne çıkarsa ateş. Dil’de peşrev
olmaz ne çıkarsa barış ve adalet… Ateşle akrandır
bir halk… Ve senin her kızın ve oğlun ateşle, suyla
akrandır. Ki ateşin yaşı bilinmez, yaşsızdır
o. Yine de sen, ateşin doğum gününe geç kalma. Kendine ve ateş’e
geç kalırsan, tarihin akıl defterine kül’den ağır
yazar sır kâtipleri. Külden ağır söyler Demirci Kawa… Sıcak
Demirci Kawa’ya geç kalma… Özgürlüğe
ve adalete geç kalma… Çünkü
halkta peşrev olmaz ne çıkarsa özgürlük, özgürlükte peşrev
olmaz ne çıkarsa halk. Her halk önce bilinçaltında ve
masallarda kendini kurar. Her halk bir uçta tarih bir uçta coğrafyadır.
Bir uçta dil, bir uçta şiir. Şiire ve kendi özünden süren
sihre geç kalma… Masal olmak tarihin yarısıdır, diğer
yarısı hatıralar, ateş olmak ise tarihin ve bir halkın
tümüdür… Tarihten, coğrafyadan ve halkların söylencelerinden
bildim ki; aşk dediğin haram olur, helal olunca o aşk olmaz…
Aşklara, âşıklara geç kalma… Divanda, dergahta, küçelerde,
“aşk âşıklara, âşıklar aşka, âşıklar
âşıklara devlet olmayınca yenilmeyince ve yanılmayınca
yaşasın aşk ve yaşasın âşıklar”, diye
meşk ederek, Celal Güzelses’i, Kazancı Bedih’i sıra
gecelerinde anımsa… Türkülere,
şarkılara geç kalma… Güller’den
başka geçmişin ve geleceğin yok… Bir
halkın ateşe imrenmesi, bir halkın ateşi ve baharı
şımartması, tarihe ve aşka dâhildir… Dil ki,
anayurdudur her halkın. Diline geç kalma. Ateş ve kül örgütlenmektir…
Ateşe geç kalma… Diline geç kalma. Kendine geç kalma… Newroz’a
geç kalma… Sözcüklerin toplantısı iyidir. Ateşin toplantısı
çok iyidir. Dillerin toplantısı çok çok iyidir. Ateş,
deyip geçmeyin, ateşi küçümsemeyin… Değil mi ki ateş
madde olduğu kadar mana, imge olduğu kadar gerçektir, onu, tüm
halkların özgür ve özgül ağırlığı ilan
edebiliriz. Külü küçümseme, kül’ün delillerini ihmal etme… Külün
isyanı ve sessiz sabrı bile ateş olmak içindir. Küllerinden
doğmak biraz da ateşi üstlenmektir. Belki de bu nedenle tarih,
ateşe yardım ve yataklık yapan halklar, halklara yardım
ve yataklık yapan ateşler toplamıdır. Küle geç kalma…
“Kokusunu
savunan güle” geç kalma… Haram
sulardan başka geçmişin ve geleceğin yok… Sahi
ateşi ilk kim icat etti? Halkı, halkları ilk kim icat etti?
Mezopotamya’dan, çöllerden, kumlardan ve haram sulardan nasip almış,
yandanşarklı bir çocuğun; ateşe gittim ve ateşten
geldim, kül kapısından marifet makamıyla geçtim, kalbimde
dağ/çağ düzeni, dediğini duyar duymaz, kalbimin, Doğu’sunda
ateş gezdim. Kundurasında toz düzeni olan bir şair kulağıma
“Yaktığın ateşi söndürme”
diye fısıldadı… Ateşi hatırlarım, bütün
sular yok olur, suyu hatırlarım bütün ateşler yok olur...
Bir de bakarım ki, ateş ve su biraz ötemde Mem û Zin gibi oynaşıyorlar…
Bu öyle kadim bir söylencedir ki, git git bitmez, söyle söyle tükenmez…
“Uzun yaşamalı bir su’dur”
ki, git git, iç iç bitmez…
Kardeş
sulara geç kalma… Halkların
kardeşliğinden başka geçmişin ve geleceğin yok… Suyu
ateşin aleyhine kullandıklarına bakmayın, endişelenmeyin…
Özgür ağırlıkları olan ateş ile su aynı düş
ikizidirler. Suyun kandırma kuvveti, ateşin öğüdüdür suya.
Ateş ateşlikten istifa etmedikçe, ateş kendinden caymadıkça
suyun kıymeti bilinir. Su,
su oldukça; su, su olmaktan vazgeçmedikçe ateşin müjdesine inanılır.
O, ateş ki, burada ve en çok Ortadoğu’da kendini başlattı.
Sonra, onun sözüne uyup, bir halk kendini başlattı. Saçları
Dicle-Fırat gibi kesilmiş, Cigerhun’un şiirinden firar etmiş
ateş ve gül kavminden o gülcü çocuk, “mevcudu
olmasaydı, icat edilmeseydi, ateşi icat edecek hakları
seviyorum”, cümlesini dünyaya armağan ettiyse umut da çözüm
de var demektir. Biçimine getirip, bir halk ateşe sürgün oldukça
halk, ateşi dışlamak kimseye, hiçbir devlete nasip olmadı,
diye gülcü çocuğun kulağına hevesnefes mırıldandıysam,
komşuya iyilik almaya giden bir başka halkın çocuğu
olduğumdandır… (Evde şarkı
bittiğinde annem komşuya şarkı almaya gönderirdi/ Evde
komşu bittiğinde annem şarkılara komşu almaya gönderirdi”) Yerel/evrensel
iyiliklere geç kalma… Mem û
Zin’den Ahmede Hani’den başka geçmişin ve geleceğin yok… Ateşin
ve Newroz’un gözü önünde, göze gelmeden şöyle de söylenebilir;
gün olur tarih de, coğrafya da sıkılır, ateş sıkılmaz,
dil ve ateş sıkılmaz…
Hem, değil mi ki ateş, yüz gibidir, her yönden okunabilir,
her dile, her kavme tercüme edilebilir. Yine de en çok yakından,
hevesnefes temas ederek, göz ve gönül makamıyla temaşa ederek
okunabilir bir halka delil olan ateş…
Bir halk kendine yakından baktıkça halktır, bir dil
kalbini dillendikçe dil’dir. Tarihen de siyaseten de tüm devletlerin bin
bir yüzleri vardır, ama kendi yüzleri yoktur. Dünyanın tüm kötülükleriyle
yüzleşmek için dünyaya yeni bir yüz ve yeni bir dil gereklidir…
Bu nedenle, “dili bilmek gerek, dibi bilmek gerek”
diyen şairin dizesini ihmal etme… Ateşi yüzünden değil özünden
okumak kime, hangi halka nasip. Altını Newroz ateşleriyle çiziyorum,
ateşin kalbini kırmamak, dilin kalbini kırmamak demektir…
Çünkü ateş ve dil, devletlerden uzun sürer. Altını Mem û
Zin ile çiziyorum; aşklar, âşıklardan uzun sürer. Altını
Ahmede Hani ile çiziyorum, ey su kıyılarında eğnine dar
gelen gömleği yırtarak zuhur eden halk(lar), bir halk kendini
tersyüz etmedikçe ama sürekli kendine taşındıkça, bir
halk sürekli ve kesintisiz olarak kendini diğer halka taşıdıkça
halktır, desem… “Barış
demiştir ve güvercin tıkmışlardır boğazına,
“Fırat suyu/ bütün bir bölgeyi/ takma adlarla dolanmak/ zorundadır”
dizelerinin şairi Cemal Süreya’ya
geç kalma… Düşlerimizden
ve insaninsan’dan başka geçmişimiz ve geleceğimiz yok… Kimi
ağaçlarla, kimi halklarla, kimi ateşlerle, kimi âşıklarla,
kimi kitaplarla arkadaşlıklarım, sıcak temaslarım
oldu. Ateşte insanın tüm hallerinin varlığını
öğrendim. Yalın ateş aşk halidir insanın. Kül
hali, iki aşk arasındaki yorgunluktur; bir yanılgı
sonrası ateşin kendini temize çekmesidir. Ateşin ve
Newroz’un özetlenemeyeceğini, Pera’da, Ciğerhun’un şiirindeki
gül satıcısı çocuk fısıldadı kulağıma…
İmâ’nın da bir imlası olduğunu ondan öğrendim…
Hangi çocuk ilânla ateş arıyorsa, hangi halk dilini borsada açık
eksiltmeyle eksiğine haraç-mezat pazarlıyorsa halkının
kalbinden uzaklaşmış, dilin(in) âh’ını ve
bedduasını almış demektir. Orta derecede Türkçe bilen
bu muhalife sorarsanız; ateş, dünyanın tüm dillerini su
gibi konuşur. Ve ateş, yeni yetme halklara da, kadim halklara da,
gecikmiş halklara da özünde ve sözünde yer açmasını
bilir. Yine de, “Evet, kimse artık onun peşinde
değil. Pek ama gerçeklik nereye? Aşk ve şiir nereye?” diye
sormanın zamanıdır. Kadim okumalarımızdan bilsek
de, yine de, bilmezlikten gelip, diller, kavimler, dünya nereye, ateş
nereye, kül nereye, Newroz nereye, diye sormanın zamanıdır…
“Bir
yer altı suyu olarak kalmıştır Mem-û Zin/ Doğuda
bile çok az kimsenin bildiği/ Çünkü Ahmade Hani takılıp
kalmıştır/ Her zaman sıkı bir kimlik kontrolüne”
dizelerini ve Sivas’ta yakılan şairi Metin Altıok’a geç
kalma.. Çölün
ortasında, kör olsun diye ABD tankının gözüne kum atan
mecazi çocuktan başka geçmişin ve geleceğin yok… Eskiler,
fazla ateş bizim ateş derler, su’yun ve zamanın sertliğini
almaktan söz ederlerdi. Eskilerin manalarından nasip alan ben, şöyle
eklerim, fazla ateş söze gelmez köze gelir… Şimdi, ateşin
ayağı suya ermemişken, sözün-közün burasında ateş
tembihli, Kawa nasipli Kürdi makamında söyleyen ve eyleyen çocuklar
için, fazla cümle köz çıkarmaz, fazla dil söz çıkarmaz
demeli ve ateş mahalline, olay mahalline savuşmalıdır…
Şimdi ben sözün ve közün burasında Diyarbakır’a ateş
almaya gidiyorum… Gidiyorum işte, nefsimdeki keyifle mırıldanıyorum
işte. Gidiyoruz işte, öncemiz ateş, sonramız yine ateş.
Doğu’m, Doğru’m, sağım solum ateş. Çünkü cümle
hâl âşık halidir, hep ateş alır, ateş veririz,
dil alıp dil veririz ve ateş gibi, dil gibi bakarız
birbirimize. Barış diye diye dilinde tüh, biten ey halk… Eski
sabırlar çoktan bittiyse, yeni sabırlar gerektir bu topraklara…
Belki de bu yüzden ateşi ve sabrı deniyorsun… Kum’a
ve kum sempatizanı bizim mahallenin çocuğuna geç kalma… Tuz-ekmek,
tarih-coğrafya dostu halklardan başak geçmişimiz ve geleceğimiz
yok… Ey!
Tarihi ateşle bir tutanlar, geçmişi ve geleceği ateş
falıyla tabir edenler… Ey! Dilimin ucuna geldikçe ateş, dilimin
ucundan çıktıkça kül olanlar… Ey! Ateş ile su arasındaki
sırat nerdedir, diye tarihe ve coğrafyaya soru düşenler. Ey!
Cevapları ve soruları eşit olanlar. Ey! Nerdedir köz ile söz
arasındaki Araf, diyenler. Ey! Kıyam ile kıyamet arasındaki
insan ve isyan nerededir, diye yola koyulanlar.
Ey! Ateş, sığınırsa eğer bir halkın
kalbine sığınır, bir halk sığınırsa
eğer, ateşin kalbine sığınır, bunu bilmeyecek
ne var, diyenler. Ey! Ateş sığarsa bir halkın kalbine sığar,
bir halk sığarsa ateşin kalbine sığar diyenler…
Ateştir, iyi kalplidir, “kötü” kalplidir ama bizimdir; imgemizdir,
gerçeğimizdir. Ateştir; tarihin ve coğrafyanın en çalışkan
maddesi-manasıdır. Ateştir; sanıldığının
tersine söndürülecek değil yangından ilk kurtarılacak kıymettir.
Çünkü kadim ateşi söndürmek, bir kadim dili, bir kadim halkı
söndürmektir. Bunu bilmeyecek ne var… Bunu bilmeyen çocuk çocuk değil,
bunu bilmeyen masal artık masal değildir… Ateş de, halklar
da, madde de mana da, zulümle kuşatılmış ama teslim
olmamış bir halk da zora düşebilir. Ama ateşte ve zorda
imla hatası yapmaya gelmez. Şimdiye kadar ateşin bedduasını
alanların halk olduğu görülmedi. O halde; ateşin neresinden
dönersen kâr, bir halkın, bir dilin neresinden dönersen kâr, diyeni
kınamalı ve barış çayırından kovmalı…
Bunu bilmeyecek ne var; Newroz ve ateş bir halkın ana fikridir… Ateşe
geç kalma, ateşin ana fikrine geç kalma… Ben
mi? Ateşlerim hep susuzdu, kenarda büyüdüm, ateşten uzak… Bu
yüzden taşıma ateş kesmez beni… Ateşe geç kalma,
diline, dilime geç kalma, çağırısı en çok kendime
tembihimdir. Şimdi, ben aklımı ve ayaklarımı
merakla-telaşla uyandırıp içimden dışıma çıkıyorum…
Komşuya ateş almaya gidiyorum… Newroz
mu? Bırakalım
bir halk kendinin tadını çıkarsın… Ateş
mi? Bırakalım
bir halk ateşin tadını çıkarsın… Ateş
ermiş muradına…
|
|||
|
Wêne: Uske |
|||