Ortadoğuya demokrasi götürmenin zorlukları
...Ayrıca bölgenin demokratikleşmesinin sadece baskıcı rejimlerin iktidardan uzaklaştırılması sorunu olmadığı, bölgedeki otoriter yönetim geleneğinin tarih ve kültürden beslendiği de bir gerçektir..
Mustafa Özkul
moezkul@yahoo.de06.08.2006
Wêne: Uske
Amerikanın
bir süredir Ortadoğuya demokrasi götürme çabalarının
olduğu biliniyor. Amerika Dışişleri Bakanı Condoleezza
Riceın geçtiğimiz günlerde Yeni bir Ortadoğunun
zamanı geldi şeklindeki açıklamasından sonra, bu yönlü
tartışmalar yeniden alevlendi.
Öte yandan Amerikanın böyle bir projesi olsa da, bu projeyi hayata
geçirecek yeterli enstrümanlarının olmadığı da
dikkatlerden kaçmıyor. Bir an için Amerikanın bu uğurda yeni
savaşları göze aldığını varsaysak da, devasa
askeri ve ekonomik gücün bu konuda yetersiz kaldığı, Irak örneğinde
anlaşılmış olmalı. Nitekim Irakta rejim
değişikliği çok kısa sürse de, Irakın
demokratikleşmesi süreci henüz tamamlanmış değil. Irakta
rejim karşıtı büyük bir ezilen kitle olmuş olmasına
rağmen, belli grupların direnişi önlenemedi ve süreç uzadı.
Bu da Irak savaşının Amerikaya başlangıçta tahmin
ettiğinin çok üstünde malolmasına neden oldu. Bu durumun Amerikanın
bölgeye yönelik yeni müdahalelerinde frenleyici bir etkisinin olacağı
muhakkaktır. Nitekim bu İran örneğinde hissetirdi kendisini.
Ayrıca bölgenin demokratikleşmesinin sadece baskıcı
rejimlerin iktidardan uzaklaştırılması sorunu
olmadığı, bölgedeki otoriter yönetim geleneğinin tarih ve
kültürden beslendiği de bir gerçektir. Nitekim otoriter-baskıcı
rejimlerin, kolayca gözlemlenebildiği gibi, kendi halkları nezdinde
kabul ediliyor olmaları da, onların herşeye rağmen bu ortak
tarihsel-kültürel mirasa ait görülmelerinden dolayıdır. Yani
otoriter yönetim, Ortadoğu İslam ülkelerinde bir meşruiyet
sorununa neden olmazken, bu şekilde demokrasi ve demokrasi mücadelesi de
bölge halklarının gündemi haline gelememektedir. Bu yüzden
bölgenin hemen hemen bütün ülkelerinde otoriter rejimlerin işbaşında
olmaları bir tesadüf olarak görülemeyeceği gibi, bu otoriter
rejimlerin hiç bir ciddi muhalefetle karşılaşmamaları gerçeği
de, bu konuda açıklayıcı olmaktadır.
Otoriter yönetimin tarihi ve kültürel miras ile bu şekilde
meşrulaştırılabiliyor olması, esasında halka uzak
bu rejimlerin, herhangi bir dış müdahale esnasında, halk
tarafından milli bir sorun haline getirilip sahiplenilmesini de beraberinde
getirmektedir ki, bu da bu rejimlerin dış müdahalelerle iktidardan
uzaklaştırılmalarını zorlaştıran başka
bir etkendir. Ayrıca sözkonusu rejimlerin böylesi anlarda sorunu bir Bati-İslam
kavgası şeklinde ideolojikleştirme
olanaklarının bulunduğu ve bunda çoğu zaman
başarılı olduklarını da belirtmek gerekir.
Bununla bağlantılı olarak, istisnasız Ortadoğunun bütün
ülkelerinde benzer baskıcı rejimlerin iktidarda olması, bölgenin
dış müdahalelerle demokratikleşmesinin önündeki bir diğer
engeldir. Çünkü demokrasinin bir ülkede yerleşmesi sürecinde çevrenin
etkisi de önemli olduğu için, bu şekilde çevredeki değişim
karşıtı rejimler bir çıkar koalisyonu
oluşturarak, demokratikleşmekte olan ülkedeki süreci durdurmaya çalışabilirler.
Bunun Irak örneğinde böyle olduğu görüldü. Iraktaki terörün
komşu ülkeler, özellikle de Suriye tarafından desteklendiği
bilinmekle beraber, Irakın doğrudan komşuları olan
İran, Suriye ve Türkiyenin benzer pozisyonlara sahip oldukları,
Irakın demokratikleşmesinden rahatsız oldukları biliniyor.
Iraktaki denemenin başarılı olabilmesi için komşu
ülkelerin olumlu tutum takınmaları bu nedenle bir zorunluluk olarak
kendisini dayatırken, sözkonusu ülkelerin provokatif tavırları
ile bu süreci durdurmaya çalışmaları, Amerikayı da bir
açmazla karşı karşıya bırakmaktadır. Bir tarafta
yeni bir askeri müdahalenin zorlukları, diğer tarafta Irak ile
başlayan sürecin devam edebilmesi için anti-demokrat koalisyonun
yarılması zorunluluğu. Bu koalisyon ise, son dönemlerde
Türkiyenin ona daha güçlü eklemlenmesi ve Ahmedinecad faktörünün daha
fazla öne çıkmasıyla gittikçe güçlenmektedir. Nitekim Condoleezza
Rice da bir iki gün önceki Türkiyenin bölgenin demokratikleşmesinde
isteksiz olduğu şeklindeki açıklamasıyla, Türkiyenin
bu süreçteki olumsuz rolüne işaret etmişti.
Diğer yandan Amerika bu koalisyonu yarma işlemini, Ahmedinecadın
tüm davetine rağmen İran ile değil, Suriye ile
yapacağının sinyallerini de vermektedir. İsrailin son Lübnan
eylemi belki de biraz bu amaca yöneliktir. Suriyenin bir yanlış
yapmasını sağlamaya yöneliktir. Nitekim İsrail uçaklarının
Lübnanın Kuzeydoğusunda Suriye sınırına
yakın bölgelerde bombalamalarda bulundukları haberleri verilmektedir.
Bununla bağlantılı olarak Condoleezza Rice için, tavırlarıyla
çatışmaların uzamasına neden olduğu suçlamaları
da yapılmaktadır. Aynı şekilde Almanyanın Suriyeyi
barış sürecine dahil etme çabalarına da ilgi göstermemektedir
Condolleezza Rice. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter
Steinmeier, Suriye için Barış sürecinin dışında
tutulmaması gereken önemli bir aktör nitelemesini yaparken, bu sürece
dahil olması karşılığında Suriyeye Avrupa ile
yakın ilişkiler önermektedir. Ama Almanya bu önerisiyle Fransadan
da destek bulamamaktadır. Cumhurbaşkanı Chirac, Baba Esadla
zamanında çok konuştuğunu, ama Suriye ile konuşmanın
çözüm olmadığını anladığını
belirtti.
Bu gelişmeler ışığında Amerikanın
önümüzdeki dönemde Suriye üzerinde yoğunlaşması beklenebilir.
Bilindiği gibi Suriye, Hariri cinayetindeki rolünden dolayı
oluşan uluslararası tepki karşısında geçtiğimiz
yıl askerlerini Lübnandan çekmek zorunda kalmış, bu
şekilde Lübnanda kaybettiği etkisini, Hizbullaha olan
desteğini artırarak dengelemeye çalışmıştı.
Aynı şekilde, Suriyeye yönelerek Irak etrafındaki
anti-demokratik çemberi de yarmak isteyebilir Amerika. Gene Suriyenin
Lübnan için de sürekli bir istikrarsızlık unsuru olduğu
biliniyor.
Amerika, bir müdahalenin güçlüklerini, bu şekilde İsrailin güvenliği,
Lübnanda istikrar ve Iraktaki sürecin devamlılığı
gibi nedenlerle rasyonalleştirebilir.