Çocuklar
törenleri aslında sevmez. Hele resmi ve askeri törenleri hiç...Çünkü
korkarlar. Dimdik, sımsıkı, ayakta, "hazır
ol"da beklemek gerek. Konuşmak, gülmek, hareket etmek yasak.
Birtakım asık yüzlü adamlar kürsüye çıkıp cızırtılı
hoparlörden bas bas emir kipinde bağırır. Hava genelde
ya çok soğuk ya çok sıcaktır. İnsanın içini
sıkıntı basar. Bir an önce ne olacaksa olsun da bitsin
evimize gidelim...Olan olur, tanklar, toplar sonra da silahlı
adamlar kaz adımlarla yürüyerek önümüzden geçer. Yanımızdakiler
alkışladıkları için biz de alkışlarız.
Ertesi gün de gazetelerde 'Gurur duyduğumuz' yazar. Demek ki öyleymiş...
Çocuklar (Latince kökeni, infant, "bilmeyen" anlamındadır)
bu tür resmi, askeri törenlerin doğal olmadıklarını
sezer. Çünkü benzeri ritüeller doğada yoktur: Kurdun kuşun,
ağaçların dalların, güneşin ayın böylesine
resmi ve askeri tören düzenlediği ya da böyle bir faaliyete katıldığı
görülmemiştir. Ne sokaktaki ne de evdeki kedi-köpek,
akvaryumdaki balık, kafesteki bülbül ya da papağan
resmi-askeri bir fiiliyatta ya da edimde bulunmamıştır,
bulunmaz, bulunmayacaktır. Çünkü resmi-askeri törenler insan
icadıdır, özellikle de iktidardaki insanın icadıdır.
Resmi-askeri tören, iktidarı sürdürmenin, iman tazelemenin,
dosta-düşmana güç göstermenin aracıdır. Hele günümüzün
medya çağında, baştan aşağıya bir halkla
ilişkiler-propaganda etkinliğidir. Rasyonalitesi, hedef
kitlesi, taktik ve stratejileri ile ses ve görüntüleri, sözcükleri,
müziği her şeyi önceden ince ince hesaplanır ve sahneye
konur.
Pazar
gecesi NTV'de spor programını izlerken önce alttan bant geçti,
Ecevit'in vefatını duyurdu, ardından özel programlar başladı
da, girizgahtaki tören prelüdünü tasarladı yazı belleğim:
Resmi-askeri törenler artık salonlarda meydanlarda değil
bilinç ve vicdanlarımıza çok daha komşu medyada yapılıyor.
Bu yapay, gösteri bize yaklaştırılarak doğal hale
getirilmeye çalışılıyor.
Son dakika... az sonra
Önce pazar gecesine ilişkin medya hakkında birkaç not:
Kanal 7'nin Mahmut Tuncer Show'a devam etmesi belki siyaseten ya da
ideolojik olarak anlaşılır bir tutum olabilir ama haber
değerlendirmesi açısından kabul edilebilir bir yaklaşım
değil. Keza Kanal D ile Show TV'nin de altyazı bandı bile
koymadan, akıtmadan eğlence programlarına devam etmesi,
Ecevit'e saygısızlıkla açıklanamaz herhalde ama, çarpık
da olsa bizdeki yerli kapitalizmin 'Gösteri devam etmeli' ilkesine
sadakat açısından düşündürücü. Ecevit'in ölümü
reyting getirmez ki! Reklam da alamıyorsun üstelik...
Bir ara BBC World alt yazı geçti: "1974'te Kıbrıs'ın
istilasını emreden Türk Başbakanı öldü."
Demek ki dış dünyada Ecevit deyince ilk akla gelen bu. Algılama
mı farklı yoksa gerçek mi?
NTV galiba teknik olarak en iyi yayını yaptı. Hem spor
programını erken kesti, ayrıca belli ki hazırlıklıydılar,
zengin bir özel programı devreye soktular. Keza TRT de başarılıydı
bu açıdan. Habertürk'te de Basın Kulubü, "namus"
cinayetleri meselesini işlerken, esnek davranıp hemen "Ecevit
Özel" programına dönüştü.
Badem göz imalatı
Resmi-askeri tören (belki de ritüel anlayışı demek
gerek) yaklaşımı, medyanın yapısal iktidar yanlılığı
ve bizdeki cumhursuz Cumhuriyetin eleştirme-sorgulama kültürü
eksikliği, ayrıca da Müslümanlıktaki "Ölünün
arkasından konuşulmaz" geleneği gece boyunca (Saat
02:00 idi ekranın başından kalktığımda)
tek yanlı bir Ecevit portresi çizdi ekranlarda. Mehmet Ağar'dan
MHP yetkililerine, özel Ecevit muhabiri Fikret Bila'dan eski
bakanlara kadar herkes birer Ecevit güzellemesi uzmanı oluverdi
hemen. Övgüde ifrat! Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış
bir toplumun, yüce ve milli bir liderini son yolculuğuna uğurladı
herkes. İki buçuk-üç saat boyunca bir Allah'ın kulu da çıkıp
hafif de olsa Ecevit'in bir olumsuz yanına, dolaylı da olsa göndermede
bulunmadı. Oysa ki medyatik şahsiyetler geçidine katılanların
bir kısmı Ecevit'e muhalefet lideri ya da Başbakan iken
çok ağır saldırılarda bulunmuşlardı.
Unutuldu mu birden bire tüm bu eleştiriler, suçlamalar... Mesele,
siyasi polemik yapmak değil ama az da olsa gerçeği hatırlamaya
çalışmak.
Medya bellek siler
70'lerin başında memleketi 70 sente muhtaç eden Karaoğlan
değil miydi?
Yağ, sigara, ekmek kuyrukları kimin zamanında uzadı
gitti? Türkiye ekonomisinin son 30 yıldaki ilk büyük krizi, Kıbrıs
çıkarmasından sonra başlamıştı değil
mi? Üstelik petrol krizini nispeten hafif atlattıktan hemen sonra.
27 Mayıs'ı alkışlayıp, iktidarı kaybedince
12 Mart ve 12 Eylül'de askeri darbelere muhalefet etmek çok mu tutarlı
bir tutumdu sanki? 28 Şubat'ı alkışlayanlar arasında
Ecevit en önde idi. Hele 90'lardan sonra laikliği korumak adına
tamamen ordunun safına geçen bir politika ne kadar halkçı
olabilirdi ki?
Türkiye'nin dört temel meselesi yani Kürt, Ermeni, "Siyasal
İslam" ve ordu konularında, Bülent Ecevit, resmi
ideolojinin bir milim dışına çıkıp yeni,
orijinal, gerçekten halkçı, vazgeçtim solculuktan, hakiki
sosyal-demokrat bir tez bile getirmedi ki!
70'lerde dağlara taşlara Karaoğlan yazıldığı
günlerde, bir tek İsmail Beşikçi çıkıp
"Ecevit faşizan bir Türk milliyetçisidir" dediği
zaman herkes bıyık altından sırıtmıştı.
Ecevit, Beşikçi'yi doğrularcasına, "Halklar yoktur"
dediği zaman biraz düşündü bazıları. Kürt
taraftarları Ecevit'e "Eco" dedikleri için sinirlenmişti
Bülent Bey, bu ismi reddetti. Oysa ki bu isim ona Robert College döneminde
takılmıştı. Çok sonraları etnik olarak Kürt kökeni
çıktı ortaya, ki bence çok da önemli bir şey değil
bu...
Şair iktidar olursa
Muhabir olarak birkaç kez Ecevit'le nispeten uzun seçim kampanyalarına
katıldığımı hatırlıyorum. Biri 1983
olmalı, bir Doğu turuydu. Yasaklı siyasilerin itibarlarının
iade kampanyası. Ecevit'in portakal sandığı üzerine
çıkıp 15-20 kişilik kalabalıklara hitap ettiği
günler. Hırslı, iddialı, inançlı bir lider. Galiba
biraz da yapaylığa kaçan aşırı nezaket ve Rahşan
hanım ile kediler dışındaki tüm canlı varlıklara
olağanüstü bir şekilde uzak, mesafeli hatta soğuk duruşu
kalmış aklımda. Aslında insan olarak hele şair,
sanat-kültür adamı olarak benim çok daha olumlu yaklaştığım
bir şahsiyet. Ece Ayhan'a gösterdiği yakınlık
ve yaptığı yardımlar en etkileyici tutumu. 17. yüzyıl
Fransızcasını öğrenmek için (O da sadece sevdiği
bazı şairleri anadilde okumak için) gösterdiği
fevkalade çaba çok anlamlı. Keşke sadece şair ya da Tagore
çevirmeni, T.S.Elliot eleştirmeni olarak yaşasaydı...
Olumlu hanesinde İnönü kabinelerindeki Çalışma Bakanlığı
anımsatılıyor hep. Toplu sözleşme ve grev hakkının
neredeyse ilk resmi savunucusu ve uygulayıcısı. Esas
mesleği olan gazeteciliğin, bugünkü sendikal manzarasına
baktığımızda, 60'lardaki çabalarının
derinlikten, kalıcılıktan, sürdürebilirlikten ne kadar
yoksun olduğunu anlıyoruz bugün. 80 öncesi TÜSİAD'ın
vetosunu yiyen lider, 90'larda acaba neden TÜSİAD'ın desteğini
aldı diye soran var mı?
Halk mı, devlet mi?
Siyasi partiler tarihine "En fazla yönetici harcayan Parti Başkanı"
olarak geçti, değil mi? Hele Rahşan Ecevit'in bir
parti komiseri gibi tüm yönetici ve üyeler hakkında dosya tuttuğunu
bilmeyen herhalde yoktur. Parti içi demokrasiden çok aşiretvari
siyasi partinin mimarı ve uygulayıcısı oldu
Ecevitler.
Türkiye siyasi tarihinde yüzde 42'lik oy oranıyla sol adına
zafer kazanmış bir lider. Sol için değil, sol adına
ama... "Kontrgerilla vardır" deyip altını
dolduramadığı için, gereğini yapamadığı
için Susurluk'un önünü kesemeyen bir Başbakan. Unutmayalım
Mehmet Ağar'ı da aklayan bir liderdir Ecevit. Çünkü halktan
çok ve halktan önce devleti düşünen bir lider.
Ecevit'in ölümü, pazar akşamından itibaren egemen medyada,
resmi-askeri ritüele uygun olarak devletin, resmi ideolojinin, iktidarın
kutsandığı, yüceltildiği bir anma olarak başladı.
Hakikaten başımız sağ olsun! (RD/TK)
|