Xelîkîlerde Bilûr'ın Gizemi -2

15.04.2008, xelkedondurma.com

Amed Geneve

amedgeneve@bluewin.ch

 

 

Bilûr 2

 

Kavalın genellikle kamıştan yapıldığını anlatmaya çalışmıştım, diğer toplumları bilmiyorum ama biz Kürt'lerin en ücra hücrelerine hitap eden saçları diken diken eden melankolik bir müzik tonunun olduğunu biliyorum, en azından bana öyle geliyor.
Hele hele 20.yüzyılda nasıl, niçin kimin tavsiyesiyle kamıştan, sarı bakıra çevrilen bılur’un, adete Xeliki'lere has bir yöresel alete dönüşmüş olmasının  sırrını bilemiyorum. Ama bakırdan olması özeliğinin verdiği "tiz" sesle, bir de ustasının elindeyse saatlerce dinlenilmesine doyum olamaz.

 

Xeliki kavalının bir başka özelliği ise, folklorik havalara pek yakışmadığı!, çalmasında ne kadar usta olursanız olun, kaval ile ağıt -şîn-, mitolojik aşk hikayeleri melodisi kadar, folklorik bir melodiyle dinleyiciyi etkileyemezsiniz, belki de bana öyle geliyor!.

 

Tarihi birçok dramlarımızın hikayelerini  melodisiyle  günümüze taşıyan yöremizin mistik bilur ve bilurvan kültürü, maalesef yok olmakla karşı karşıya. Meraklı  gençlerimiz olsa da klasik bir çalgı olan kavalın, klasik melodilerini bilmedikleri için, çalsalar da flütten öteye bir anlam ifade etmiyor. Üflemeli çalgılar arasında öğrenilmesi en zor enstrümandır kaval, mesela bağlamayı, gitarı, kemani, flütü veya vurmalı enstrümanları eğer müziğe kulağınız biraz duyarlıysa, öğrenmede fazla zorluk çekemezsiniz. Ama kaval öyle değil, çalmak için sanki her insanda olmayan bir hissi gerektiriyor, bir başka deyimle kavalı çalmanın sanki bir sırrı olmalı.

Hayal-mayal tanıdığım, duyduğum yöremizde tanınmış bılurvan’ların, mesela Xelikan'da Hamulê Huse, Milê Xofe, Momê Xalî Silê, Xalê Cemîl ve ismini hatırlayamadığım daha bir çokları ve yörenin diğer köylerindeki bilurvan’lar!. Bu insanların müzik sanatıyla yakından uzaktan hiçbir ilgileri yok.
’Hor/küçük görme’ anlamında anlaşılmasın, kendi dönemlerinin insanları, a sosyal, a sanatsal insanlar, ama müzik enstrümanlarının içinde, öğrenilmesi en zor olan kavalı nasıl öğrenmişler hep merak etmişimdir.


Örneğin Hamul
ê Huse!, eminim ki hayatında radyodan veya bir teyp kasetinden bir müzik dinlememiştir! dolayısıyla müzik kulağı yoktur, ve yine eminim ki kavalı çalması için ona önayak olmuş veya hocalık yapmış birileri de yoktur, ama nasıl oluyor da, sadece efsaneleşmiş bazı melodileri -özellikle Rewşan orijinli- kavalı dile getirebiliyordu? mesela  Hamulê Huse kusursuz kaval çalardı, ama örneğin "Cane Cane wera meydane" yi istersen bin defa dinlet çalamazdı!. Çünkü o bazı melodileri çalmaya sanki şartlandırılmıştı!!. İşte bunun bir sırrı olmalı!.


Hamulê Huse'nin bir diğer özelliği de, çaldığı melodilerin hikayesini anlatmasıydı; Mesela bir seferinde, yine melankolik, insanın saçlarını diken diken eden bir melodiyi çaldıktan sonra, iyi hatırlıyorum sormuştum; "Opo! va ziravê kê bû?" O da bana "va zirava ê şîna Reşîya ye!, (Rewşan'larin ağıtı)" demişti. İşte o an sormalıydım! "Rewşanlar neden bu ağıtı yakmışlar" diye!!!

Yaşayan iyi bılurvan’lar sanırım bunu bilmeliler, mesela Memî Xalî Sile'den sorula bilinir, nedir bu "Şîna Reşîya!".


Bir seferinde de şöyle diyordu, "Hestirk yekî li arzoye, yek jî alî azmono ye, van va rono werne bi hevgîne, ez hasrete jî bînime zimên!"  (yıldızların biri arzda biri de azmanda, bugünlerde her ikisi buluşacak, hasreti de dile getireceğim) deyip çalardı!...Şimdi kendi kendime soruyorum, hangi hasretti bu?, Sîyabend û Xecê'nin hasreti mi? Mem û Zin'nin hasreti mî? ,Derweşê Evdê'nin hasreti mî? Yoksa Leyla ile Mejnun’un mu? hangi hasretti dile getirilen...!!!


Bir de, yörede hiç kimsenin dile getirmediği çok etkileyici bir melodi olan  "Çirîya Aşkokê!" (Aşkoke'nin ağıtı -toplumsal bir ağıt olsa gerek) yi çalması!. Bu ağıtın neden yakıldığı ve Aşkok'un aşiretimizdeki etkinliği göz önüne alındığında, kime bu ağıtı yaktığı! Bunu da bilse bilse ancak Momî Xalî Silê veya Xalî Cemîl bilir.  

 

Kısacası, çok dikkat etmişimdir, klasik bilurvan’larımızın, bılur’u çalmaları bazı melodilerle sınırlıdır! Qamişê Qul, Hawar Komo, Ziravê Mokê vs. dışında başka makamları dile getirmemeleridir.


İlginçtir! bu insanlar, belirli bir zamanda sanki kaval çalmaya mahkum edilmişler! Hele hele, "Qamişê Qul" veya "Hawar Komo"'yu çalmıyorsan bilurvan’dan sayılmıyorsun demektir!.

 

Bunun sırrı nedir acaba?

 

Nihayetin de bilur kaybolmasın, melodileri kaybolmasın, zira bilur, Xeliki'lerde bir tarihtir, mitolojidir, efsanedir!. Bilur, herhangi bir çalgı gibi her yaşta çalınmıyor!, itinayı gerektiren, belirli bir yaşın/zamanın çalgısı, sanki Xealiki'lere özgü bir müzik aleti, ilgilenelim, yeni yetme çalanlarımız, klasik melodileri araştırıp öğrenmeliler...