
SiVAS
KATLiAMI`NIN 11.YILDÖNÜMÜNDE 11.KEZ...
AYDIN
YILDIRIM
Otuzyedi can
Otuzyedi
gül çatlamış susuzluktan sıvas’ın içinde
Döne
döne semaha dönenler tutuştu önce
Sonra
türküler
Sonra
da şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına...
KATLiAMDA
HAYATINI KAYBEDENLER…
ASAF KOCAK ( 35)
-Karikatürist
ASIM BEZiRCi
(66)- 1928'de
demiryolu işçisi Hamdi Bey'le ev kadını Refika Hanım'ın
tek çocuğu olarak dünyaya gelen Asım Bezirci,üniversite yıllarinda
sosyalizmle tanışır. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Bezirci,
67 yıllık yaşamına, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70
kitap sığdırdı.
AHMET ÖZYURT (21)
BELKIZ CAKIR
(18) - 1975
yılında Ankara doğumlu Belkız Cakır ,umutlu olarak
girdiği '93 yılı Üniversite sınavlarında İIdari
Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nü kazandığgını
öğrenemedi..!
EDiBE SULARi (40)-
Davut Sulari Baba'nıin en büyük çocuğuydu. Tarihi Seyyitlerden,
Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarindandı.Bassel'de yaşadığı
halde Türkiye'de yapılan bütün Bektaşi Kültür etkinlikleri ve
Ehli-beyt Cemleri`ne, konferanslarina katılmayı ihmal etmezdi..
ERDAL AYRANCI
(35) - Sair
erdal Ayranci,1978 ODTÜ girişli. 12 Eylül askeri fasist darbesi pek çok
insan gibi Erdal Ayranci yi da etkiler. Erdal Ayrancı, 1980-1983 yılları
arasında Mamak, Ankara Kapalı, Niğde, Bor-Niğde
cezaevleri'nde yatar. "Hatçe". Mahpusluk günlerindeki ilk şiiri
2.7.1981 tarihinde Mamak'ta son şiirini 20.03.1983'te Topçam'da yazar.
Erdal Ayrancının 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi'nde yazdığı
şiirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri anlatir.
Şiir söyle; "Eğer
Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse ağzında bir mektupla / Ve
silecekse gözlerimdeki hüznü / îsterim / Durmasın kanat çırpsın
bana doğru / Birgün eğer bir tahliye kağıdı /
Beni sana kavuşturacaksa / Gayri gelsin düşlenen günler / Ocakta
kaynayan tencere / Beşikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat /
Düşünsene ne güzel olurdu / Düşmansız yaşamak / Haydi boşver
bunlara / Şimdi bunlar tatlı hayal / Eğer birgün sevgilim / Son
verecekse hayatıma / Bir ses / isterim durmasın patlasın / Anlam
bulacaksa kulaklarımda / Yalnız... / Düşerse kanımın
bir damlası yere / Bilsinler ki / Orada kırmızı yediveren gülleri
açacak / ve bülbüller ağıt yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar
artık / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül
dikenlerinden olacak…
CARINA
CUANNA(23)-Hollanadali
gazetecI
GÜLSÜN
KARABABA
( 25)- Pir
Sultan Abdal Kültür etkinliklerinde, Divriği Kültür Derneği adına
katılan dört genç kızdan biri de Gülsün Karababa....
HURiYE
ÖZKAN
(22) - Başarılı
bir öğrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitirir. Gazi Üniversitesi
Eczacılık Fakültesi'ne arkadaşı İnci Türk ile
birlikte girer, birlikte bitirirler.
YESiM ÖZKAN (20)
MEMEKSE KAYA (17)
KORAY
KAYA (12)-Yeşim
Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madımak'ta yakılan kardeşlerden.
MUHLiS AKARSU (45) -1948
yılında Sivas'ta doğdu. 1980'li yıllarda türkülerinden
dolayı üç yıl cezaevinde yattı. Bektâşî ve Cem
Cemaatlerinde yörenin Dede'lerden ve ozanlarından etkilendi. Akarsu, bağlamaya
küçük yaşlarda başlar. Şiirler, deyişler ve nefesler
kurarak yaşadığı toplumun kültürüne zenginlik kattı.
1960'lıi yıllarda dönemin etkili ozanları Ali İzzet, Mahzûnî
Şerif, İIhsânî'lerin içerisinde yer aldı.
1980'li
yılların başlarında Alevî Dedeleri'ni, çaldığı
kısa kollu bağlamayı gündeme getiren halk müziğinin niteliğini
yükselten Muhabbet Gurubu'nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa
Eroğlu) oluşum fikri Akkarsu'dan çıkmıstır. Muhlis
Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba,
Pir Sultan vb. Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı.
Akarsu `nun TRT repetuarlarında ellinin üstünde eseri vardır. Yüzden
fazla 45'lik plak, 4 uzunçalar, 20 kadar ses kaseti bulunmaktadır.
MUHiBE AKARSU (35)
- Muhlis Akarsu'nun Esi
ÖZLEM
SAHiN (17) – NURCAN SAHiN (18) Amca çocukları...
MURAT
GÜNDÜZ (22) Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü
sınıf öğrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demeği'nin gençlik
komisyonlarinda görev alıyordu..
SAiT
METiN (23)Çankırı Meslek Yüksek Okulu mezunu.
SEHERGÜL ATES (30)1963 Ankara doğumlu olan Sehargül, Açık Öğretim Fakültesi öğrencisiydi...
UGUR
KAYNAR (37)
SERPiL CANiK
(19)1974 Ankara doğumlu olan
Serpil Canik, Pir Sultan Abdal Semah Ekibi`nin en gençleri arasında yer alıyordu.
iNCi
TÜRK (22)-1992 Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan
Inci,. Altındağ Kültür Merkezi ile
Pir Sultan Abdal Kültür Merkezi`nde tiyatro çalışmalari
içerisinde yer alıyordu..
BEHCET AYSAN ( 44) Toplumsal
gerçekleri kırık ve duygulu bir tonla okuyucusuna ulaştıran
Behçet Aysan, 1946 yılında Ankara'da dogdu. 1979'dan bu yana cesitli
dergilerde siirleri yayinlanan Aysan'in siir kitaplarindan "Sesler ve
Kuller" “Nadir Nadi” ödülü, "Karsi Gece" ve "Eylul"
Ceyhun Atif Kansu Siir ödülü, "Deniz Feneri" Abdi Ipekci Dostluk ve
Baris ödülü'nü aldı. Behçet Aysan, yaşamı boyunca katıldığı
demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle göğüsleyen bir şairdi.
Yaşamının son döneminde Nükleer Savaşın önlenmesi için
Hekimler Demeği'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeliği yapan Aysan,
Ankara Tabip Odası ilc Genel Sağlık - Iş Sendikası üyesiydi.
Ayrica Edebiyatçılar Demegi'nin kuruluşuna da katılarak Genel Yönetim
Kurulu'nda yer aldı.
HANDAN METiN (20) 1973 Divriği doğumlu, 1992 yılında,
ODTÜ Eğitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne girer..!
HASRET
GÜLTEKiN (26) 1 Mayis 1971 yılında Sivas'ta dogdu. Alti
yasinda saz calmaya basladı. 11-12 sahnede saz calan kucuk bir oznadı
artik. Kadıkoy Anadolu Lisesi mezunu sanatci, 1980'li yillardan itibaren
muzikle kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldı. Arif Sag, Muhlis Akarsu,
Yavuz Top ve Musa Eroglu'na olan hayranlığıni gizlemiyor ve
baglamasini onlar kadar ustaca kullaniyordu. "Nevroz" isimli Kürtce
bir kasette yapti. Kürtce ezgileri enstrümantal olarak yorumlayan ender
sanatcilardan biridir. Bu kasette 3 telli sazla gelistirilmis "celpe"
ismini verdiği yeni bir yöntem gelistirmisti.
MUAMMER CiCEK (26)1967
yılında Tokat'ın Zile ilçesinde doğdu.1992 yılında
Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Çehir ve Bölge
Planlama Bölümünü bitirerek Şehir Planlamacısı olarak görev
aldı.
MEHMET
ATAY (25)1968 baharında, Divriği'nin gönderen Köyünde dünyaya
gelen Mehmet Atay,üniversite yıllarından itibaren fotoğraf sanatına
büyük bir tutkuyla bağlanır. Yaşamını, çektiği
fotoğraf kareleriyle güzelleştirmeye calisiyordu..
NESiMi
CiMEN (62) 1931 yılında
Adana’nın Saimbeyli Kazası`nın Fatmakuylu Köyü’nde doğdu.
1941 yılında on yaşındayken ailesiyle birlikte Kayseri’nin
Sarız kasabasına bağlı İncemağara Köyü’ne göçtü.
Oniki yaşında heveslenerek cura çalmaya başladı. Bulunduğu
ortamda Alevi deyişlerini öğrendi ve çevresinde, kendine özgü
yorumlarıyla ilgi gördü. O günden ölümüne kadar curasını
elinden bırakmadı, Cimen,Curasıyla birlikte iki Temmuz 1993’te
Sivas’ta yandı. Yoksul bir Kürt aileden gelen Cimen. daha çocuk yaşta
hayatını çalışarak kazanmaya başlar.Daha sonralari
yeni kurulan Türkiye İşçi Partisi ile tanıştı ve bu
partiye üye oldu. TİP’in düzenlediği bir çok gecede kendi
demelerini ve Alevi deyişlerini çalıp söyledi. 1984’ten 1987 yılına
kadar İsveç’te yaşadıktan sonra, orada oturma hakkı olmasına
rağmen ülkesine döndü.Türkiye’de eserlerini yayınlamak isteyen
Cimen, „acılarımı dile getireyim“ dediği eserleri zaman
geçmeden yayınlanır. Nesimi Cimen eserleriyle sevenlerine ulaşır.
GÜLENDAR
AKCA (25) Divriği`nin
Şahin Köyü`nden Ankara'ya uzanan,2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak
Otelinde sona eren 25 yıllık bir hayat Gülender Akça'nıin hayatı.
Gülender Akça'nın toplumsal kimliğini en iyi anlatan sözler de Ağabeyinin
sözleri olmalı: " Herşeyden önce insana insanca muamele
edilmeyen, hak ettiği değeri verilmeyen baskının, zulmün, işkencenin,
irticanın yoğun olduğu bir dönemde yaşadı. Bu nedenle
haksızlığa, zulme, irticaya karşı insan haklarından,
demokrasiden, laik düşünceden yana tavıir koydu. Bu anlamda duyarlı
bir toplum yaratma çabasında kardeşçe, insanca yaşamak için,
insan olmanın onuru ile yaşamak isteyen milyonlarca insandan biri
olmak için çaba sarfetti..
METiN
ALTIOK (52) Kendini
şiire adamıştı. Şair olmanın günün tehlikesini
bir sis çanı gibi duyurmak olduğunu vurgulayan bir şair Altiok
13 Ocak 1991 tarihinde “Cemal Süreya Şiir Ödülünü” aldığı
gün, "Ben hayatla tam anlamiyla karsi karsiyayim. Aydın olmak muhalif
olmayi gerektirir. Aydın karsi koyan insandır, kafa sallayan insan
degildir," diyordu..
YASEMiN(17) - ASUMAN
SiVRi(16) KARDESLER 1991 yılı ortalarinda, Pir Sultan Abdal Derneği'nin kültürel
çalıişmalarina katılıyor ve kısa sürede semah topluluğuna
girerler. Asuman Sivri, özverili çalıişmasının karşılığını
alarak, Semah hocalığına yükseliyor.AsumanSivri , 1992 yıilıinda
Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne girer.
MURAT
GÜNES (22)
AHMET ÖZTÜRK ( 21)
KENAN YILMAZ (21)
AHMET ALAN (22)
SERKAN DOGAN (19)
Salman Rüsdi isimli yazarin „Seytan`in Ayetleri“adli kitabi Aziz Nesin
tarafindan Türkceye cevrildiğinde dindar
ve gerici cevreler tüm ülke
genelinde bu kitaba yönelik
protesto gösterileri yaparlar. Istanbul,Ankara,Konya,Bursa ve diger illerde
yapilan gösterilerin aynisi Aziz Nesin `in Sivas`a geldiği günlerde Sivas
ta da yapilir.
Ancak
o günlerde Pir Sultan Abdal i anma etkinliklerinin
olmasi ve Aziz Nesin in de bu etkinlik nedeniyle
,Sivas Valisi nin özel davetlisi olarak ,bu kente
gelmis olmasi gösterilere ayri bir anlam yüklenmesine vesile olur.
Ilk
olarak ,IHA haber ajansinin TV`ler yansiyan ve belleklere kazinan görüntülerinde,atese
verilen bir bina ve bu sirada binanin önünde“insanlar”in yanmasini, büyük
bir zevkle izleyen kontolsuz,saldırgan,gözü dönmüs bir güruh vardır.
1-4 Temmuz 1993’te, Pir
Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği
gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı
olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden
hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri
demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa
yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine,
yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.
30 Haziran 1993 akşamı,
ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle
Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla
karşılar...
1
Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür
Merkezi’nin Konferans Salonu tıklım tıklımdır. İzleyicilerin
çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da
dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan
sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açıliş
konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından
sonra Yazar Aziz Nesin sözü alir.
Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde
Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların
Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla
düzenlenen panel başlar. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği
panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu
ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katılirlar.
Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin
birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı.
Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri
evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların
bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk
da otellerde kalmayı yeğlemiştir.
2
Temmuz günü programı saat 10.00’da başlar. Şenlik
ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmaya aldırmadan, günün
etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını
tamamlamaya çalışırlar.
Saat
14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra,
“Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı.
Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk,
Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist
olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici
bulunuyordu.
Bu çalışmalar sürdürülürken,
bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar
görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı
halinde kulaktan kulaga yayılıyordu.
PSAKD’nin Sivas’taki
etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir.
Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası
başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır.
Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ,
Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını
Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini
vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara
ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla
bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar
yapılmıştır.
Saldırı
ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyledir:
“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA
“Bismillâhirrahmânirrahim
“Peygamber, mü’minlere kendi
canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.”
(Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarından
daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine,
Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte
ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
“Dünyanın bazı bölgelerinde
şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve
mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını
ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
“Bu şeytanî oyunlara karşı,
izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu
uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
Bu iğrenç oyunların bir
uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada,
mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya
emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde,
Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i
Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına
benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ)
fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik
yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına
müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından
yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip
protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından
coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da
hapishanelere atılmıştır. “Salman Rüşdi köpeği
Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa
çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin
köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz
Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay
edercesine gezebilmektedir
.
“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni
ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız
vardır.
“Gün, Müslümanlığımızın
gereğini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi
Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü
Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin
küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
“‘İman edenler, Allah yolunda
savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O
halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın
hilesi zayıftır.’ (Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, şüphesiz
ki Allah taraftarı olanlardır.
Saldırı
ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:
“Halkımıza Çağrı;
“Müslüman halkın yaşadığı
bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda,
bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’
adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü
veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
“Biz Müslümanlar, canımız
pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
“Müslüman halkımızdan bu
konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını
alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu
engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında
susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi
düşünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi
nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların
anneleridir...’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesapları
varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk
görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet : 30)
“
‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi ,
Ayet:8)
“Not: Bu yazıyı okuyan,
Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.
MÜSLÜMANLAR”
Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel
basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat,Yeni Ülke,Taraf) halkı
tahrik edici başlıklara bezenmiş haberler çıkar. Saldırıya
geçmek için koşullar yeterince olgunlaşmistir. 2 Temmuz günü,
camiler tıklım tıklım dolar.
2
Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da
saldırı başlatılirken, değişik camilerden akın
akın insan, şenliğin yapildığı Kültür
Merkezi`nin önünde toplanir, taş ve sopalarla Kültür Merkezi`ne saldırirlar.
“Sivas laiklere mezar olacak,
Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat
gelecek, batıl zail olacak“ sloganları
atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır.
Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan
ve sayıca az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır.
Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli
camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır.
Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar.
İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı
barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya
ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı.
Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktur. Olanlar da saldırıyı
engelleyecek güçte değillerdir.
Nihayet, Kültür Merkezi boşaltılir
ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderilir. Bu arada,
yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine
yaklaşmıştır. Saldırgan güruh, isteğine ulaşamamanın
verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yönelir.Valilik
önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz
vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın
şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın
Hizbullah, kahrolsun laiklik...” sloganlarıyla binayı taşa
tutarlar...
Saldırgan fasist ve gerici grubun
bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yönelip,heykeli
kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başlar. Bu arada, kimi saldırganların
dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülür.
Diğer bir grup da, Kongre Müzesi`nin yanında bulunan Atatürk
heykeline saldırdırarak yere düşürdükleri Atatürk heykelini
de sürüklemeye başlar.
Saldırganların sayısı
15 bine yaklaştiginda Şeriat istemlerini ve sloganlarını
haykırarak,konukların kaldığı Madımak Oteli’ne yönelirler.
Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar,
ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı
üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle
otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda
polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede
bulunulmadı.
Otelde bulunanlar, tehlikenin
farkindaydılar. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer
yetkilileri arayarak önlemlerin arttırılmasını istediler.
Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakan`ı, Başbakan
Yardımcısı`nı, İçişleri Bakanı’nı,
Parti Liderlerini ve Milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında
olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da,
telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili
Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı
Nurettin Sözen’ i arayarak saldırıyi anlatıyor, bir an önce
önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de SHP
Genel Baskani ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ile
Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin
sağlanmasını istiyordu. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın,
her türlü önlem alınmıştır” yanıtını
veriyordu.
Saldırganların amacını
sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı
ve İçişleri Bakanı’nı
telefonla arayarak bilgi verir. Saldırının giderek bir
katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve
Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden
İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını
arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu
bildirir. Vali,Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı
tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre
illerden de yardım istenmektedir.
Sivas Valisi’nin bunca çabalarının
ve görüşmelerinin sonucunda, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20
polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan
20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay
Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er
göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet
tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve
sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.
Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı
telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır.
Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde,
saldırganların devlet tarafindan korunduğu tartışması
gündeme gelmektedir.
Madımak Oteli’ne sığınmış
yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını
izlemekte, korku içinde beklemektedir.
Karanlık çökmüş,
elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki
arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin
taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve
alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi
gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar
itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, araba
lastiklerinin havası boşaltılır.
Saclarim tutstu önce
Gözlerim yandı kavruldu
Bir avuc kül oluverdim
Külüm havaya savruldu
Yangın oteli tamamen sarar.
Umutla kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır
artik.Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki
kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini
kan bürümüş fasist katiller, otelden gelen yanmış insan eti
kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de
kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı…
An
an Katliam`in gelisimi
Yukarida
Yasanan olaylarin tümü 8 saati
askin bir süre devam etmistir. Buna ragmen
devlet yetkililerinin bilincli tutumu nedeniyle cok kisa zamanda
dagitilabilecek ve sona erdirilebilecek olan bir gösteri,gittikce
kalabaliklasmis ve kontrol edilemez
hale gelmistir..
2 Temmuz 1993 Cuma
13:30 - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından,
Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan
500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na
doğru ilerlediklerini bildirir.
13:40 - Hükümet Meydanı
gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık
2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan
Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atarlar.
13:55 - Sayıları yaklaşık
3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında
benzer sloganları yinelerler.
14:10 - 3 bin 500 dolaylarında
gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt
grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis
tarafından önlenir.
14:40 - Kültür Merkezi’nden
ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur.
14:45 - Grup, Buriciye
Medresesi’ne gelir.
14:50 - Buriciye Medresesi önünden
Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı
sloganları tekrarlarlar.
15:00 - Grup, Hükümet Meydanı’ndan
Atatürk Caddesi’ne yönelir.
15:10 - Atatürk Caddesi’nden
yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9
bini bulmuştur.
15:30 - Hükümet Meydanı’ndan
İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün
önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki
karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe,
fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenir.
15:48 - Valilik tarafından
görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu
sakinleştirmek için sözde bir konuşma yapar ancak halk daha fazla
galeyana gelmistir.
15:55 - Hizini alamayan yaklasik
10 bin kisilik saaldırgan ve fasist güruh ,Kültür Merkezi’nden İstasyon
Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına
gelir ve slogan atmaya devam eder.
18:00 - Madımak Oteli önünde
toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine,
Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı
birer konuşma yapmışlardır.
18:30 - Belediye İtfaiye
araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir.
19:14 - Kültür Merkezi önündeki
heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken,
topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir.
19:50 - Madımak Oteli önündeki
araçlar ve heykel ateşe verilmiştir.
20:00 - Otele yaklaşmak
isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır.
20:05 - İtfaiye, otele güçlükle
yaklaşabilmiştir.
20:10 - Yangın Otele de sıçramıştır.
20:20 - Afyon Sokak’tan (arka
taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır.
20:40 - Hükümet Meydanı’na
gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve
slogan atmaya başlamışlardır.
20:50 - Güvenlik kuvvetleri
havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır.
21:00 - Kalabalık, küçük
gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır.
21:40 - Atatürk - Kongre ve
Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edilmiştir.
22:00 - İçişleri
Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır.
23:00 - Valilikçe ilan edilen
”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri
şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır.
2 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 37
can yakılarak katledilir. 51 kişi de katliamdan, kendi olanaklarıyla,
ağır yaralarla kurtulurlar. Çatıya çıkarak yardım
isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardır. İtfaiyenin
merdivenli arabası otele yaklaşir. Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli
merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı
belediye görevlileri tekrar saldırıya geçerler.Aziz Nesin ve Lütfü
Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atılirlar. Başından
yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren
polisler kurtarır. Yaralılar Polis arabalarıyla Tıp Fakültesi
Hastanesi`ne götürülür.
Devlet yetkilileri nin tutumu ve katliamin
sorumlulari
Polis
telsizlerinden duyulan diyaloglar ..
-
Taş
atıyorlar, saldırıyorlar, ne yapalım?
-
Anlaşıldı,
müdahale etmeyin… (Sivas
Emniyet Müdürü Doğukan Öner)
Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın
saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana,
İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi
bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 37 insan yakılarak
feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı
Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik
güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor,
ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan
kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi
Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana
sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki
veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.
Başbakan
Tansu Çiller ise, “Çok şükür,
otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir”
diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da
Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış
ve “Bir vatandaş, sigortadan para
almak için sigortalı oteli yakmıştır” demiştir.
Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli
duyarsız olabiliyordu.
Ülkenin iç asayişinden sorumlu
bir yetkilisi, İçişleri Bakanı
Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz
Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleri
sonucunda halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde
yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.
Dönemin
Başbakan Yardımcısı
ve SHP Genel Başkanı olan Erdal Inönü ise katlima karşı
üç maymunu oynar.
Dönemin
Belediye Başkanı olarak saldırganların daha fazla
galeyana gelmesine sebep olan açıklamaları
ile katliamda 1.derecede rol oynayan Temel
Karamollaoglu, daha sonra TBMM çatısı altında milletvekili
olarak görev alır.
Ahmet
Yücetürk: Katliamı
seyreden General.Sivas Tugay Komutanı..
Şevket
Kazan: DYP-REFAH
koalisyonunun bir dönem Adalet Bakanı..Sivas katliamini gerçekleştiren
grubun avukatı..
.
Devlet yetkililerinin açıkça
taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını
da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve
sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış,
saldırgan fasist ve gerici katiller ellerini kolllarını
sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini
kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi,
katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan
toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı
daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar
hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri
Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış,
fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na
sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması
sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri
kalanlar serbest bırakılmışlardır.
Bu olaydan sonra Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır.
Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür.
Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol
tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında,
katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durmamış,
saldırıyi Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlamış
ve iddianameyi, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası`na
muhalefet temelinde hazırlamıştır. (Sivas Savcısının
hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas
Asliye Ceza Mahkemesi)
Ankara DGM Savcılarının
1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta
Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma
da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü,
aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk
halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi”
gibi ifadelere yer verilmiştir. DGM Savcıları da, katliamı
planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana
olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır.
Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:
“İDDİANAME:
02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Sivas`in Banaz Köyü’nde
yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin
bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı
nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya
İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı
Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde
olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir.
Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri
ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal
ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare
olamayacağı açıktır...
“İslam dünyasında tepki
yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını
yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi
izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği)
davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl
Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu
şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki
bu olayı hazırlamıştır.
“İşte 02. 07. 1993 gününün
Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle,
yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması
ve geciktirilmesi,
“Ayrıca, fanatik toplulukça
şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar
yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;
“Hele hele Aziz Nesin’in İslam
Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;
“Kapalı bir salonda düzenlenen
toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda
bulunulması;
“Eylemin hazırlayıcı
nedenleri arasında sayılabilir.
Sivas ilinde meydana gelen bu vahim
olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır,
neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk
tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin
şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı
tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü
militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur?’ soruları
cevapsız kalmaktadır.
“Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene
dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik
oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör
örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga
edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;
“... Çalışmaları
Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde
ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa
dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin
militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan
yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği
tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...”
Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K:
1994/190), saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in
tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna
karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında
indirim uygulamıştır.
Oysa saldırının ve
katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık
ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü
mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman
Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığı
biliniyordu. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza
Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir
bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı.
Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi
militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir.
Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci
ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan,
Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan
bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.
Bu
yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma
Komisyonu`na ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımlarında da
ilginç bilgiler vardir.
Doğukan
ÖNER: (Sivas Emniyet Müdürü) : “...
Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş,
Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama
kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak
Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin
korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden
çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya;
orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler.
Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde
gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz
NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir.
“... Bu işte kesin provokasyon
vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler
vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında
belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde
görmedim...”
Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet
Asayiş Müdürü): “Heykel
getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten
insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle
dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük...
Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı.
Amerikan Bayrağını yaktılar...”
Millet
Partisi İl Başkanı:
“Paşa Camisinde namaz bitmişti,
bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda
bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını
bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.”
Dr. Hüseyin POLAT (Tabiblar Odası Başkanı): “Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı.
Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı
Karamollaoglu, ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.”
Mehmet
TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü): “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi,
sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz
NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat
sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...”
Şakir
ŞEKER (ANAP İl Başkanı): ”Caminin
içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25
kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup,
bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından
da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...”
Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri : İzzet
KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli
KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve
Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli
olduğunu belirtirler.
Belgelerden ve tanıkların
anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas
katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların
sonunda gerçekleşmiştir.
Davanın
ilk duruşması, Ankara 1 No`lu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı.
Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi.
Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti.
Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının
dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı.
Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar.
Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına
acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından
tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür
ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.
İlk duruşma böyle başladı.
Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki
duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada
müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el
hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere
müdahale etmiyordu.
Müdahil avukatlar, katliamla ilgili
elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri
mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak
görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi
istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların
ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı.
Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim
isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.
Mahkemenin yanlı tutumu karşısında,
müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara
katılmama kararı aldılar:
Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti
kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen
yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli
kararı şöyledir:
“Gerekçeli Karar: ...Sivas
olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı,
Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına
duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e
yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen
hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların,
laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı,
sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına
tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir
vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla
şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve
kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı
kanaatindeyiz.
“... Olayların müştekisi
Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı
kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye
sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı,
Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık
Gazetes`inde yayınladığı ve bu kitabın içeriği
itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı
tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı
bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece
olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından,
sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼
nisbetinde indirilecek... hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...“
(Ankara
1 No`lu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465)
Böylece Sivas katliamı
davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3
sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı
hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer
yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat
kararı verildi.
DGM’nin kararında katliamı
gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden
söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı
bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi
ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN.
Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi
iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas
katliamının örgütlü bir hareket olmadığını,
Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin
sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.
Müdahil
avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı
olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla,
“Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu”
belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.
Davanin
görüldügü siralarda artik iktidar degismis DYP-REFAH Koalisyonu`nda
Basbakanlik koltuguna Necmettin Erbakan oturmustur.Iste tam bu dönemde gündeme
damgasini vuran MGK nin irtica karsiti deklerasyonlari ile 28 subat süreci
baslamistir.Bu kez dengeler altüst olmustur.MGK nin verdiği ayarla cark
eden “bagimsiz yargi” 3-5 yil
hapis cezasi istediği katliam sorumlulari hakkinda DGM `lerde yeniden
actigi davalarla ömür boyu hapis cezasi ve idam istemiyle davalar acar.Gercek
suclulara dokunulmadan verilen 27 Kasim 1997 tarihli hükme göre 33 saniga idam
cezasi verilir. Yapilan degerlendirmelerde bu davanin Istiklal
Mahkemeleri sonrasinda,tek bir davada,bu kadar idam cezasinin verildiği
ilk dava oldugu vurgusu yapilir.Yargi,MGK kararlarini da göz önünde
bulundurarak ,bir yandan islamcilara gözdagi veriyor,bir yandan da
gerceklestirilen katliamda devletin rolünü örtbas ediyordu.
Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın
bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84,
Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:
“... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci
içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli
uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağın`ın
önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp
devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’,
‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında
Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat
gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’,
‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’,
‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım
işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’
sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın
cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması
suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik
görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının
temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı
ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki
Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan
cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde
belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce
ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli
ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına
yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya
koymaktadır...” (Gerekçeli
Karar, s. 65-67)
DGM’nin kararında 33 sanığa
idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilir.
Mahkemenin kararı taraflarca
temyiz edilmiştir, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü
verdiği kararda saniklara verilen hapis cezaları onaylanırken, 33
idam cezası ise bazı usül noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur.
Dava bir kez daha DGM önüne gelmistir.
Bu arada Sivas katillerinden 6`sının Almanya`ya kaçmış
olmaları nedeniyle, bir Sivas Davası da
Almanya`da da başlatildı. Cezaları onanan sanıklar,
bu katliamı gerçekleştiren kimseler olmakla birlikte; olayın asıl
tertipçileri, perde arkasındaki karanlık güçler ve onların
devlet bağlantıları henüz açığa çıkarilamamıştır.
Olayın asil faillerinden Refah Partili Sivas Belediyesi Encümen üyesi
Cafer Erçakmak henüz yakalanmamıştır. O günün
Belediye Başkanı, bir zamanlarin Milletvekili, Temel Karamollaoğlu
yargılanmamıştır.
Son
olarak Sivas Katliami hükümlülerinden 57 kisi
en son cikarilan Topluma
Kazandırma Yasasi'ndan yararlanmak için basvuru yaparken,bu dava
Ankara 1 No'lu DGM'de yeniden görülmeye baslandı...
Kaynaklar:
PSAKD-Arsiv
Gerekçeli
Karar
(Ankara 1 nolu DGM: 1993/106, Karar No : 1994/190)
Gerekçeli
Karar (Ankara 1 nolu DGM:
Karar No: 1996/199 )
Sivas
Dosyası
(TBMM Araştırma Komisyonu Dosyası)
Bilinmeyen
Yönleriyle Sivas Katliamı, Ayyıldız Yayınları
Sivas
Katliamı , Lütfi KALELİ
Ateşe
Semaha Durmak , Ali YILDIRIM