Yurt
dışında Kürt olduğumu anlayan herkesin sorduğu soru
"Kurt
Selaattin'i tanıyor musun?"
Bu sorular üzerine yaptığım araştırma
ve çevirileri size sunuyorum.
Biraz uzun ama tarihi karşı cepheden görmekte
güzel bence...
Hazırlayan ve Çeviren: Xezal
01.11.2004
Avrupalıların Gözüyle: Selahaddin
Eyyubi
1138 yılında Fırat –Dicle nehirleri arasında kalan Mezopotamya bölgesinde
Dicle nehri üzerine kurulmuş olan Takrit şehrinde dünyaya geldi. Kendisine
Yusuf Ibn Ayyub ismi verildi. Ancak,
ileriki yıllarda yeni bir isim daha kazandı; sadık, güvenilir olmasından
dolayı kendisine “Selaattin” denildi.
7 yasından itibaren medrese eğitimi aldı ve Kur’an dan birçok ayeti
kolaylıkla ezberledi. Kendisi dogmadan 40 yıl önce Haclıların batıdan
gelip, kutsal şehir Kudüs’ü işgal etmeleri, Müslüman, Hıristiyan ve
Yahudileri öldürmeleri onu cok etkilemişti. O’nun için bütün bu dine
mensup olan insanların birbirinden farkı yoktu. İyi bir Müslüman olarak
Yahudilerin de Ibrahimin Allah’ına inandıklarını düşünüyor ve yapılan
zulümleri hak etmediklerini düşünüyordu. Daha çocuk yaşta bir gün
Fransız ve İngilizlerin yaptıkları bu haksızlığa nasıl son vereceğini
düşünüyor ve meşhur "İmparator Selaattin Eyyubi“ olacağını
hissettiriyordu.
Selaattin henüz bebek iken ailesi ile birlikte Şam’a göç ettiler. Şam valisi
olan babası ve güçlü bir general olan Şirkuh`un yardımlarıyla
Selaattin, güçlü bir kişiliğinin yanında çok başrılı bir asker ve devlet
adamı olacaktı. Kürtçe’yi çok iyi biliyordu ve Arapça’yı da öğrenmesi
zor olmadı. Zeki Selaattin, Türk Sultan Nurettin`in dikkatini çekti ve en
önemli kademelerde görev aldı.
14 yaşında iken Nurettin’in ordusuna katıldı. Birkaç yıl sonra Sultanın başyardımcısı
oldu. 31 yaşında iken 1169`lu yıllarda birkaç kez Mısır’a seyahat etti.
Mısır’ın o anki politik kaoslarına ilgisiz kalmadı ve Nurettin’in komutanlarından olan Şirkuh’un yanına yerleşti.
Fransızlarla mücadele verilirken Şirkuh`un veziri, Şirkuh’u öldürüp
yerine geçmeyi planlarken kendisi öldü ancak, kısa süre sonra da Şirkuh
da öldü ve Selaattin ‘Melik’ unvanı ile vezirliğe Mısır ve Suriye
birliklerinin komutanlığına gecti(1169)
Selaahattin, sultan Nurettin ile birlikte 'birlik oluşturduklarını' ileri sürse
de Şam’da kendisine “Dog that barks at its master” yani "Sultanına
karşı gelebilen, söz geçirebilen, güçlü insan" olarak anılıyordu.
Üc yıl sonra Sultan Nurettin öldü. Oğulları 11 yaslarında ve erkek kardeşleri
de liderlik özelliklerine sahip olmadıklarından dolayı sultann sevdiği,
güvendiği sadık insan Selaattin imparatorluğun başına geçti.
Mısır ve Suriye`yi ele geçirirken aynı zamanda da Nurettin’in erkek kardeşlerinin
düşmanlıklarıyla da uğraştı. Ancak 1185 de din adına ikna oldular ve
aynı cephede Hıristiyanlara karsı savaştılar. Fransızlara karşı kutsal
savaş (Haçlı Seferleri) başlamıştı. Amaç kutsal şehir Kudüs’de barışı,
huzuru sağlamaktı.
Selaattin, Franklarla(Alman-Fransız karışımı ordu) 4 yıllık ateşkes
imzaladı ve bu anlaşmaya sadık kaldı. Ancak, Reginald of Chatillon hiç bir
zaman anlaşmaya uymayı düşünmedi ve ordusu zayıf düşse de anlaşmayı
bozdu.
Reginald’in Avrupa’da hiçbir mal varlığı ve parası yoktu.
Suriye’nin iki zengin dul kadını ile evlendi ve en güçlü kalelere sahip
oldu. Kahire, Mekke ve Şam’a gidip gelen kervanları idare ediyordu.
Belli bir sure barış sağlanıp insanlar huzur içerisinde ticarete devam
etse de Reginald, kendi kurallarını koydu ve Kızıldeniz üzerinden
Mekke’ye saldırılar düzenledi. Hatta öyle ileri gitti ki, Medine’den
Hz.Muhammed'in naaşının bile çalınması için uğraştı. Fakat başarılı
olamadı. Bu tur saygısız davranışlarından dolayı Suriye`nin 'en nefret
edilen' adamı unvanını aldı. Reginald’in halkı öldürme, hırsızlık
ve gasp suçlarını arttırdı ve kısa zamanda bedelini ödedi. Bu arada
Selahattin Eyyubi, imparatorluğunu gittikçe büyütüyor, Suriye, Mısır,
Kuzey Mezapotamya ve Filistin`i içine alan büyük imparatorluğu kurmaya ve
en sevilen lider unvanına sahip oluyordu.
Selaattin düşmanlarının liderlerini iyi tanıyor ve bir gün başarılı
olacağını iyi biliyordu. 1187 Haziran'ında Taberiye’ye girdi. Raymond of
Tripoli`nin kalesini başarıyla fethetti. Frankları çadırlarında, çölde
bozguna uğrattı ve tarihe ‘Reymond utancından öldü’ diye geçti.
Bu arada Conrad of Montfernat Sur’a deniz yoluyla asker çıkardı. Haclıların
tek umuduydu. Selattin’in aklından Sur’dan önce Kudüs’ü almak geçiyordu
ve Sur’u sonraya bıraktı.
Selattin Kudüs’u almaya çalışırken, Balian adındaki bir şövalyeden
mesaj aldı. Balian, Hattin’deki savaşlardan kalan bir gaziydi.
Selattin’den Kudüs`deki ailesini geri getirmek için izin istedi. Selattin
de savaş yapmamak şartıyla kendisine yardımcı güçler verdi ve ailesini
barış içerisinde getirmesini istedi. Ancak Balian, gittiği yerde Hıristiyanların
kendisine düşmanca davranışlarıyla karsılaştı ve savaş başladı.
Selaattin “Kudüs Allah’in evidir‘der ve barış ister ancak, savaşa
engel olamaz ve kendisi de katılır... böylece 2 Ekim 1187 de Kudüs’ü
ele geçirdi.
Selaattin hiç bir zaman intikam almak istememiştir. Herkesin huzurlu olması
için çaba gösterdi ve halkın, fakirlerin, kölelerin özgürlüklerini
geri verdi. Askerleriyle şehirde huzuru sağladı, Kudüs’ün ele geçirilmesiyle
Roma’da ve Avrupa’da büyük yankı olmuş ve Pope Urban III şok geçirip
ölmüştür.
Gregory VIII 3. haçlı seferi için çağrı yapar. Kıyafetlerine ‘hac’
işaretleri yaptırırlar ve tarihe ‘Haçlı Seferi’ olarak geçer. Alman
ve Fransız kralları hemen harekete geçerler. İngiliz Kral Richard I,
korkusuz Selaattin’le sabırsızlıkla çatışmak ister. Richard o kadar çok
kızmış ki, ”Savaşın giderleri için Londra’yı satarım” der.
Bu arada Sur’da olan Selaattin’in ordusu hava şartları ve iklimden dolayı
başarısız olur. Selaattin ve ordusu Akka’ya Avrupalılarla çatışmaya
gelir ve savaş 638 gün sürer. Bu sure içerisinde Selattin en iyi lider
unvanı alırken, Richard da en sevilmeyen olarak tarihte yerini alır. Güçlü
olmasına rağmen halka iyi davranamaz ve halk arasında yaramaz çocuklara söylenen:”Uslu
ol. yoksa, Ingiliz kralını çağırırım.” Anılınır.
İngiliz kral,
Alman kralın yolda ölmesi ve Fransız kralın da iki ay sonra savaşı bırakması
sonucu haçlı seferinde tek başına kalmıştır. 1191 Ağustos da Richard,
askerlerini Yaffa’ya çıkardı. Hem karadan hem de denizden saldırıyordu.
Selaattin için Hıristiyanları burada yenmek Hattin’dan daha zordu. Güçlü
’Aslan yurekli’ lakaplı Richard’in askerlerin zayıf düşmesi ve kardeşi
John‘un Fransız Kral Philip’le toprak genişletme savasına girmesiyle dönmek
zorunda kalır. Dönerken ‘mutlaka bir gün geri geleceğine ve kutsal şehri
geri alacağına’ dair yemin eder. Selaattin ve Richard hiçbir zaman yüz yüze
gelmemiş ancak, ikisi de birbirlerinin gücüne saygı duymuşladır. Richard
Selattin’in askerlerine gösterdiği centilmenliği unutamamış ve
“insanlığı Selaattinden öğrendim” demiştir.
Selaattin`se Richard’in büyük savaşçı olduğunu düşünür ve söyle
der; ”Bir gün Kudüs elimizden gidecekse, sahibi Richard olsun”....der.
2 Eylül 1192`de yapılan ateşkes antlaşmasıyla, kıyı boyunca Sur’dan
Yaffa’ya kadar olan bölge Frankların, geri kalan topraklar ise -Kudüs
dahil- Müslümanların oldu.
Haçlılar bölgeyi terk ederken Selaattin’in ne kadar büyük bir savaşçı,
centilmen ve büyük insan olduğunu söylemeden edemiyorlardı.
4 Mart 1193`de son
derece mütevazı bir biçimde, varlıksız ve lüks içinde olmadan hayata
veda eden tek sultandı. Şam’ın doktorları sultan için söyle dediler;
“Büyük prens, görüntüsünde sevgi ve saygı olan, sıcak, çok zeki, hoş
sohbet ve düşüncelerinde son derece asil bir insandı. Yakınındaki herkes,
onu örnek alırdı”
Kaynak:
1-A short history New York ;Modern Library,2000
2-Jerussalem;One city,Three Faiths,New York,Ballantine Books,1997
3-Diana Stanley‘Selaattin Nobel Prince of Islam’ 2002