HALİKAN VE REŞVANLARIN KÖKENİ ÜZERİNE BAZI İPUÇLARI

 

Nuh Ateş -Birnebun Dergisi-


Yanıtlamaya hasret kalmış olan ve pek çok Halikanlı (Xelıki) gibi, cevabını merak ettiğim sorulardan biri, Haliki adının nereye dayandığı ve Halikanların köken itibarıyla nereden geldikleridir.  Yanıtını aramaya çalışacağım sorunun muhatabı-öznesi orta Anadolu’da yaşayan ve genel nüfusa oranla küçük bir topluluk; mikro bir ünite.

Bu açıdan bakıldığında yöresel bir konu. Ama böyle olduğu için küçümsenmemeli. Yerel-yöresel olan, genel-evrensel olan kadar önemlidir. Önemli olduğu, globalizmin hızla geliştiği günümüzde, yöreselliğin de öne çıkarak gündeme oturmasından anlaşılıyor.

Yöresellik deyince, akla ilk elden yerinde yönetim, yöresel dil, tarih ve vatan gibi olgular gelir. Yöreselliğin temel direklerini oluşturan bu olgular üzerinde yöresel kimlik oluşur. Yöresellik içine kapanmak değildir; zaten istense de günümüzde bu mümkün değildir.

Dünya’ya kendi penceresinden bakmaktır; yerel ile genel-evrensel olanı sentezlemedir yöresellik.

Yöresellik globalleşmenin negatif etkilerini ve götürülerini dengelemek bakımından da gerekli ve yararlıdır.

Yöresel olan haz alınarak genel-evrensel olana sağlıklı bir biçimde ulaşmak mümkündür. Sözgelimi, yöresel tarih bilinmeden, ondan kopuk bir tarih yazımı ayakları yerden kesik bir tarih olur.

Yöreselliğin genel-global olanla ilişkisi birey-toplum ilişkisine benzer. İyi bir toplum iyi ve bilinçli bireylerle mümkün olabilir.

Yerel-yöresel olanın kendi rolünü iyi oynaması için, onun ortaya ve bilince çıkartılması; sorgulanıp geliştirilmesi, tanınıp saygınlık kazanması ve etkinlik göstermesi gerekiyor.

 

Bu genel girişten sonra, Halikan adı ile Halikanların köken itibarıyla nereye dayandığı konusuna geçebiliriz.

Klan, aşiret, ulus ve devlet gibi topluluk ve kurumlar adlarını bazen, onların kurucu-yönetici öğesini oluşturan şahıs veya sülalenin adlarından alırlar. Bazen de, onlar komşuları tarafından, genel karektiristiklerini simgeleyecek biçimde, adlandırırlar. Kimi zaman da yaşadıkları yörenin adıyla anılırlar.

Yabancı biri, Halikanlı birine Kürtçe,“Tu ki(çı) yi? „ (Sen kimsin?) ya da “Tu jı ku derê yî?„ (Sen nerelisin?) diye sorduğunda, „Ezî Xelıki me „ (Ben Halikiyim) ve „Ezi jı Xelıka me“ (Ben Halikanlıyım) cevabını alır.

Peki Halikan adı nereden geliyor? Halikan adı konusunda, halk arasında bazen, Reşvan (Reşwan)’ların birer kolu olan Xelıki, Omeri, Sefki, Celki, Nasıri vs. Gibi aşiret/kabile adlarının, bu aşiretlerin- bilinmeyen bir tarihteki kardeş olan reislerinin adlarına dayandığı biçiminde bir görüş ileri sürülüyor.

Buna göre Halikan (Xelıki) sözcüğü Hal-Halil (Xel-Xelil) olarak bilinen şahıs adından türemiş oluyor. Ancak böyle olması halinde, Halikan adının Halilan (Xelilan) olması gerekirdi. Nitekim bu adla bilinen bir aşiret (İran’da) mevcuttur.

Akla yatkın ve olabilirliği tümden rededilmeyecek olan bu tahmini görüş, başka bilgi ve belgelerle desteklenmediği müdetçe zayıf bir sav olarak kalıyor.

Birde burada Halikan adı’nın sözlük anlamı bakımından ahali, halk ve el-alem anlamına gelen Halk (Xelk) sözcüğünü çagrıştırdığına işaret etmek gerekiyor.

 

Başka ilginç bir görüş ise, Halikanların antik çağın uygar kavimleri arasında yer alan, Haldi (Xeldi)’lerin devamı oldugu yönündeki görüştür. İran Kürtlerinden olan tarih profesörü Dr. Mehrdad İzadi bir makalesinde şöyle diyor: „Haldi’ler antik Kürdistan’da sayı olarak yoğun biçimde vardılar. Zamanla Kürtleştiler. Onlar günümüze dek değişik aşiret ve boyların adlarında yaşayageldiler; Örneğin günümüzdeki Halikanlar, tam da Haldilerin, 2000 yıl öncesine dayanan Grek-Roma kaynaklarına göre, yaşadıkları yerlerde bugünkü ardılları (Halikanlar-YN) yaşıyor. Özellikle Kuzey ve Batı Küdistan’da...“ (M. İzadi, Kurdische identität- Kurdistan Informationsbulletin, 82, 19-99,sayfa 38).

Haldilerin kurmuş oldugu ve merkezi Van olan Urartu devletinin sınırları Kuzeyde Aleiandropol, Batı’da Fırat Nehri, Güneyde Revanduz, Doğuda Urmiye Gölü’ne dayanıyordu (M. Emin Zeki, Küdistan tarihi, s.40).

Burada, günümüzde Irak sınırları içinde kalan, İran’a bitişik olan Revanduz adı geçmişken bir kaç not düşelim. İngiliz Mark Sykes, 19. yy. Kürt aşiretleri üzerine yaptığı araştırmada, Orta Anadolu’daki Halikan aşiretinin tahminen Revanduz’un Kalifani bölgesinden geldiğini söylüyor ve Erbil ile Köysancak arasında Halikan (Xelekan) adlı bir kasabanın bulunduğuna işaret ediyor (Feridun, İç Anadoluya yerleşen Kürt Aşiretleri, Birnebûn, sayı 4, s. 9).

 

Yine Osmanlı arşivlerinde, Halikan aşiretinin aslen İran Kürdü olduğu bilgisini de burada ek olarak belirtelim (Cevdet Türkay, Başbakanlık belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, s. 86).

Bir başka kaynak, Halikanların Celali aşiretinin bir kolu olduğunu; 19.yy’da İran, Türkiye ve Rusya sınırlarının belirlenmesi sonucu, aşiretin parçalandığını, 250 ailenin Türkiye, 260 ailenin İran ve 40 ailenin de Rusya sınırları içinde kaldığını belirtiyor (Celilê Celil, 19.yy. da Osmanlı İmparatorluğunda Kürtler, s.28).

 

Eserlerini Arapça yazdığı için, Arap olarak bilinen, Halep ve Şam’da eğitim görmüş, Kahire ve Şam’da Başkadılık yapmış olan Erbil Kürdü İbni Halikan’ın(1211-1282) adı ve doğumyeri de başka önemli bir işaret sayılmalı. (Kemal Burkay, Dünden Günümüze, Kürtler ve Kürdistan, s.163). Zira Revanduz ve Erbil aynı bölgede yer alıyor ve adından anlaşılacağı üzere, İbni Halikan’ın Haliki aşiretine mensup olduğu ortaya çıkıyor. Zaten o dönemlerde, şahıslar sülale ve aşiret isimleriyle adlandırılıyordu.

Bu ek bilgi ve notlar, Sykes’in tahmini görüşünü, yani Halikanların Revanduz’dan geldikleri savını destekler niteliktedir.

Şimdi tekrar Haldilere dönelim. Kürtlerin kökeni konusunda bazı uzmanlar, örneğin P. Lerc Kürtleri, „Daha M.Ö. 3000 yıllarında savaşçı bir ruhla dolu dağlılar olarak Dicle ve Frat Ovası’na inip buradaki Babilonya’nın güçsüz Sami aşiretlerine başeğdiren ve taze güçleriyle bu devleti canlandıran o savaşçı Haldilerin torunları“ olarak görmektedir (Bazil Nikitin, Kürtler, s.30-31).

Kürtlerin ataları olarak kabul edilen diğer bir kavim olan Hurri dili ile Haldi dilinin birbirine çok yakın olduğu taspit edilmiştir (Kemal Burkay, age,s.73). Başka bir kaynağa göre, Haldi dilinin Lazca ve Gürcüce’ye yakın olduğu, ama Haldilerin Kürtçe dışında bir dil bilmedikleri belirtiliyor (Cigerxin, Tarixa Kurdistan, s. 87). Haldiler Medlerle birlikte Asurlara karşı savaşır ve sonra Medlere katılır-karışırlar. Halikanların kökenine ilişkin olarak burada bazı kaynaklardan aktardığımız ve Halikanların Revanduz yöresinden geldiği ya da eski uygar kavim Haldilerle bağlantılı olduğu biçimindeki görüşlere, inandırıcı yanları olmakla birlikte, yine de kuşkulu yaklaşmak gerekiyor. Zira bir topluluğun kökenini tespit etmek için sadece isim benzerliği veya aynı coğrafya’yı paylaşmış olmak yetmeyebilir, yetmez de. Bu yönde varolan ipuçlarını

Halikanların özgeçmişine ilişkin olarak iz sürdürmenin ve bu konuda yeni bilgi ve bulgulara ulaşmanın bir başka yolu da, onların bir kolunu oluşturdukları Reşvan (Reşi) aşiretinin kökenine ilişkin bilgilere ve kaynaklara başvurmaktan geçiyor.

Konya, Kırşehir ve Ankara illerinin sınırları içinde, daha çok kırsal kesimde yerleşik bulunan Reşvanlar, bu bölgede Şeyhbızın ve Canbeg aşiretlerinin yanı sıra nüfus itibarıyla en kalabalık grubu oluşturuyor. Reşvanlar buralara Besni, Kahta (Adıyaman), Nizip, Kilis (Antep), Malatya ve Maraş yörelerinden gelmişler. Gözlemler, Reşvanların konuştuğu Kürtçe’nin (Kurmanci) şive olarak, adı geçen bölgelerde konuşulan Kürtçeye yakın olduğu yönündedir.

 

Ayrıca Orta Anadolu’da yerleşik bulunan Reşvan aşiretleriyle aynı adı paylaşan bazı aşiretler Adıyaman’da yerleşik bulunuyor. Örneğin, Cudikanlı, Halikanlı, Celikanlı, Bereketli (Yurt Ansiklopedisi, Cilt 1, s.234).

Reşvan adı konusunda fazla bilgi sahibi olmamakla birlikte, ilk bakışta, Reşvan (Reşi, Reşan, Reşwan) adının, Reş (Kara) kökünden türetildiği ve karalar anlamına geldiği söylenebilir. Bu adın ayrıca, genelde Esmer-Kara olan Reşvanlara uyduğunu da belirtelim. Ancak ad ve adlandırmalar, sıkça görüldüğü gibi, zaman ve mekan koşullarına göre değişime uğrayıp-uğramadığını bilmiyoruz. Örnek olması bakımından, „w“ harfinin bu ada sonradan girdiğini düşünecek olursak, o zaman ortaya Revan(Rewan) adı ortaya çıkar.

Aşiret adı olarak Reşvan (Reşan) adına, tarihi antik çağa dek uzanan, farklı din ve kültürlere ev sahipliği yapmış, bir çok tarihi esere mekan olan ve İlisu Baraj’ı nedeniyle sular altında kalarak yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Hasankeyf’in tarihinde rastlıyoruz. Hasankeyf yüz yıl boyunca (990-1096) merkezi Diyarbakır olan Mervani devletinin hakimiyeti altında kaldıktan sonra Artuklulara (1101) onlardan da Eyyubilere (1232) geçmiş, kısa süre Akkoyunluların eline geçen (1462-1482) sonra tekrar Eyyubilerin hakimiyetine ve onlardan da Selçuklu ve Osmanlıların egemenliğine girer.

 

Şerefhan Bidlisi Şerefname adlı eserinde, Eyyubi sulalesine mensup Melikanların hükümdarlık yaptığı Hasankeyfe bağlı yerleşim bölgelerinde yaşıyan ve aralarında Reşan ve Celıki aşiretlerininde bulunduğu 14 aşiretin adını zikrediyor (Şerefhan Bidlisi, Şerefname, s. 191). Aynı eserde, Akkoyuluların saldırı ve fetihlerine hedef olan Hasankeyf de bir ara aşiretler arası iktidar kavgalarının yaşandığına değiniliyor. Örneğin, Hasankeyf hükümdarı Melik Halil’in Tebriz’de tutuklu bulunduğu bir sırada, Şervan ve Zırikan aşiretleri bazı diger aşiretlerle birlikte Melik Halil’in oğlu Melik Süleyman’ı tahta seçmişler. Reşan aşireti buna karşı çıkmış, hükümdarlık tahtına Melik Halil’in amca oğlunu aday göstermiştir (Şerefhan Bidlisi, a.g.e, s. 195-196). Aşiretler arası çatışma ve ayrışmaların daha sonra Moğol ve Selçuklu’ların baskıları sonucu art

Hasankeyf gibi Adıyaman bölgesi de uzun zaman Eyyubilerin egemenliği altında bulunmuştu. Burada, ister istemez Eyyubiler ile Reşvanlar arasında bir bağlantının olup olmadığı akla geliyor. Selahattin Eyyubi’nin mensup olduğu aşiretin Reven (Rewend, Rewan) adı ile Re(ş)van Re(ş)wan adı arasında bir benzerlik olduğuda göze çarpıyor. Buna Revanduz adını da katmak gerekiyor. Selahattin Eyyubi’nin atalarının çıkış yeri, bazı kaynalara göre, Revanduz ile Hevler (Hewler) arasında bulunan Dvin’dir (Dwin) (Ş. Bidlisi, a.g.e., dipnotlar: 145-146, s.475).

Revanduz şehrinin adı ile Rewan adının özdeş olduğu görülüyor. Revanduz Miri olarak da bilinen ve 1830´larda güçlü bir ayaklanamanın başını çekerek, İran ve Osmanlı yönetimlerine kafa tutup bağımsızlığını ilan eden Revanduz’lu Memed Paşa da Revandi aşiretine mensup olup Selahattin Eyyubi’nin soyundandır (K.Burkay, a.g.e., s.350-353).

 

Reşi-Reşvan adlı aşiretlere başka kaynaklarda da yer veriliyor. Şerefname’de, Cizre Emirliği bölümünde, Bohtan (Botan) Aşiretine mensup olan Reşiki adlı bir aşiretin adına yer veriliyor (Ş. Bidlisi, a.g.e, s. 158). Süleymaniye (Irak) bölgesinde Hemavend aşiretinin bir kolu olan Reşevend, Zaxo (Irak) dolaylarında yaşayan Reşikan, Erzurum’mun güneyinde yaşayan Ruşvan, Ağrı dağı çevresi ve Maku (İran) bölgesinde Reşvend adlı aşiretler bulunuyor (M.Emin Zeki, a.g.e., s. 173,175, 184, 192, 193).

Birinci Dünya Savaşı sırasında Malatya yöresinde bulunmuş olan İngiliz Subayı Noel’in Malatya’nın güneyinde bulunan Reşvanlar üzerine hazırladğı ve oradaki Reşvanlar hakkında detaylı bilgiler içeren raporda, Reşvanların orta Anadolu’ya gelişi konusunda şöyle deniliyor: „Üç ya da dört asır kadar önce Reşvanlar tamamıyla göçebe idi; kışları Besni’nin aşağısında bulunan ovada geçirir, yazları ise Ankara yakınlarında kamp kurarlardı. Bir yaz günü Türkler aşirete saldırmış ve onları dağıtmış. Bir kısmı Deşt-î Haymana (Haymana Ovası)’da kalmış ve hala da orada yaşamaktadırlar; geriye kalanlar ise güneye dönmüş ve Besni ve Malatya arasında şimdiki ikamet yerleri olan köyleri kurmuşlar. Reşvanlar Kilis civarında bulunmaktadırlar. İran sınırında yaşayan ve Celali’lerin bir alt grubunu oluşturan Kotan Aşireti’nin de Reşvanlardan ayrılan bir grup o

İngilizlerin o dönemde güttüğü emeller ve oynadığı rol gözönüne alındığında, İngiliz subay ve diplomatlarının raporlarına, özellikle Kürt ve Türk ilişkileri konusundaki bilgilerine kuşkuyla yaklaşmak gerekiyor. Ancak onların raporları sayesinde sıkça o dönemlere ait yararlı bilgi ve belgelere ulaşabildiğimiz de bir gerçektir. Noel’in bunları 80 yıl kadar önce yazdığını ve üç veya dört asır önce Reşvanların yazları Haymana Ovasına gelip-gittiği bilgisini dikkate aldığımız zaman, Reşvanların bundan dört-beş yüzyıl önce İç Anadoluya gelip-gittikleri ortaya çıkıyor. Ancak kimi kaynakların gösterdiği gibi, Reşvanların bu bölgede yerleşik hale gelmeleri daha sonraya, 19. yy. Ortalarına doğru gerçekleşmiştir (Nuh Ateş, İç Anadolu Kürtleri, s. 31-32; Feridun, bîrnebûn s. 4,s.6-7).

Göçebe Reşvan ve benzeri pek çok Türkmen ve Kürt aşiretleri Osmanlı yönetiminin, 17. yy’dan başlayarak 19.yy’ın sonuna kadar uygulanan, konar-göçerleri iskan ve islah etme politikası çerçevesinde yerleşik hale getirildiler.

Halikanlar, bugün Konya’nın Cihanbeyli Kazasına bağlı Gölyazı (Xelıkê Jêr) Kasabası, Yapalı (Qemera), Sağlık (Qolita) köyleri ve Kulu’ya bağlı Karacadağ (Xelıkê Jor) Kasabasında yaşayan ve toplan nüfusları 10-15 bini geçmeyen bir topluluk.


EK:

 

Aşağıdaki liste, Halikan ve Reşvan aşiretlerinin, Osmanlı İmparatorluğu zamanında, yerleşim yerleri bakımından dağılımını gösteriyor:

Halikanlar:

Kangal, Aşudi (Sivas), Hısn-ı Keyf (Hasankeyf-Diyarbakır), Malatya, Meraş, Konya, Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Hartuş Kazası (Çıldır Sancağı), Erzurum, Kars, Rakka, Niğde (Cevdet Türkay, Başbakanlık belgelerine göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, s. 86)

Reşvanlar:

(Reşi, Rışan, Rışi, Rışvan): Rakka, Ruha (Urfa), Halep, Kilis, Azaz (Halep), Diyarbakır, Antep, Erzurum, Mardin, Malatya, Ankara, Kırşehir, Tosya Kazası (Kastamonu Sancağı), Meraş, Adıyaman, Nizip Kazası, Birecik, Siverek Sancağı, Sivas, Bozok Sancakları, Elazığ, Besni (C.Türkay, a.g.e., s. 139-141).

 

Bigire - Kapat