ANADOLU'DAKİ SÜRGÜN KÜRTLER
ÖMER AYBAR
19.08.2005, Ji Malpera mizgin.net
Kaynaklar:
(a) Rohat Alakom-Orta Anadolu Kürtleri
(b) www.xelkedondurma.com
(c) Bediüzzaman Said-i Nursi- Münazarat
(d) İsmail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yay., 1991, İstanbul
(e) Hürriyet Gazetesi, Talat Paşa'nın "Kara Defter" Dosyası,
Murat Bardakçı
(f) Muazzez İlmiye Çığ, Gılgameş Destanı, İstanbul,
2000
(g) 1925 Takriri Sükun Yasaları.
(h) Toplumsal Dejenerasyon ve Ahlaki Yozlaşma Paneli--Toplum-Der, Diyarbakır,
2004
Foto: Xelika-1951,xelkedondurma.com

Kürtler; tarihin belli zaman
dilimlerinde, içten ve dıştan dayatılan zorunluluklardan kaynaklı,
yaşadıkları coğrafyadan ayrılmak zorunda kalmış,
sürgün edilmişlerdir. Yaşanan bu sürgünlerin iki temel sebebi vardır.
Birincisi; yüz yıllardır Kürt coğrafyası üzerine işgal
ve ilhak ile hegemonyasını gerçekleştirmek isteyen bölgesel güçlerin
dayatmaları sonucu can güvenliklerini sağlamak için bölgeyi terk
etmeleri, kendilerine göre can tehlikesinin bulunmadığı yerlerde
yaşamaya başlamaları ile oluşan sürgünlerdir.
İkincisi ise; yine bölgesel güçlerin dolaylı dayatmaları
sonucunda Kürtler arasında oluşturulan nifaklar, kan davaları,
ekonomik yoksunluklar, ucuz işgücü niteliklerinden faydalanmak üzere
yaptırılan dolaylı sürgünlerdir. Fakat sebep her ne olursa
olsun her iki durumda da Kürtlerin, anavatanlarını kendi istekleri
ile terk etmediği görülecektir.
Kürt coğrafyasının yer altı-yer üstü zenginliği ile
Kürtlerin fiziksel ve aklî kabiliyetlerinden kendi sömürüleri için
faydalanmak isteyen kolonyalist güçler, Kürtlerin kendi kökleriyle olan bağlarını
koparmak için sürgünleri rutinleştirmiştir. Her gelen işgalci
güç, adeta Kürtleri hayat damarlarından koparmak ile onları etkisiz
bırakmak ve asimile etmek için bu yolu seçmiştir.
Tarihin ilk sürgünü Kürdistan'dan kereste ihtiyacını karşılamak
için "Dağlar Ülkesine" sefer düzenleyen Sümerler tarafından
esir alınan bir kısım Kürtlerin Güney Mezopotamya'ya sürgünleri
ile başlamış ve esir alınan bu Kürtler, Sümerlerin varoşlarında
yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır. Bu ilk göç
dalgasından sonra Kürtler, bölgesel işgalciler (Asurlular, Elamlar,
Babiller, Persler, Emeviler, Osmanlılar
) tarafından sistematik göç
politikaları ile kendi yurtlarını terk etme mecburiyetinde bırakılmışlardır.
Bizim ele alacağımız konu ise 19. yüzyıl ile başlayan
ve 20. yüzyılda büyük bir ivme kazanan, Kürtlerin Anadolu'ya olan sürgünleri
olacaktır.
II. Mahmut döneminde Fransa'dan örnek alınarak başlatılan, Kürdistan'ı
Osmanlının merkezi otoritesine kayıtsız-şartsız
bağlama ve merkezi otoritenin en ücra köşeye kadar dayatılması
ile kendini devam ettiren süreç, Kürt halkının kitlesel olarak başkaldırılarını
ve akabinde sürgünleri de beraberinde getirmiştir. Zira zor şartlarda
yaşayan Kürtler'in üzerine bırakılan mecburi askerlik ve vergi
verme zulmüne karşı başlatılan başkaldırıların
bastırılmasıyla beraber, merkezi otorite kendisine başkaldıran
topluluğun önderlerini idam edip kalanları da sürgün ile cezalandırmıştır.
Bu gün Anadolu'da farklı yerlerde uzun süreden beri yaşayan Kürtlerin
büyük bir kısmı, Mir Muhammed ile başlayan kıyam
zincirinin sürgünleri olarak Anadolu'nun çorak bozkırlarındaki
yerleşim yerlerine sürülenlerdir.
Sürgünlerin Amacı
Madde 12: Kürtler ufak tefek kâfilelere ayrılıp, silahlarından
arındırılarak değişik bölgelere gönderilecek ve orada
genel nüfusun (köyün, ilçenin, vilayetin) yüzde beşini geçmeyecektir....
Kürt reisleriyle, molla ve nüfuz sahibi kişiler diğer kişilerle
birlikte sevk olunacak ve orada bunlar, diğer kişilerle ilişkide
bulunmayacak şekilde ayrılacak ve hükümet gözetimi altında
bulundurulacaktır" (Göçmenler Genel Müdürlüğü Tehcir Kanunu)
Sürgün, daha güzel bir yaşam için verilen bir hediye değildir. Sürgün,
zalim ve baskıcı sistemlerin kendilerine olan muhalefeti besleyen
tarih, din, dil, kültür, iletişim, yaşam öğelerine dayanan
halkı köklerinden koparıp, özgüvensiz, korkak, yozlaşmaya açık
birey ve topluluklar olmaları için baş vurduğu ölümcül bir
darbedir. Adeta vücudu ayakta tutan ve insanı yürüten kanın vücuttan
çekilmesidir.
Kürtleri, uzak ve yabancı topraklara sürgüne gönderen (Osmanlı ve)
TC, bu konuda oldukça ince ayarlamalar yapmıştır. Birincisi; sürgün
bölgesi olarak Kürdistan'a oldukça uzak olan yörelerin (Isparta, Tekirdağ,
Çanakkale...) seçilmesi. İkincisi; gönderilen yöredeki halkın, sürgün
edilen Kürtleri devamlı aşağılayan, hor gören, devlete katı
bir şekilde bağlı olup ırkçı fikir yapısı taşıyan
topluluklar olmalarına dikkat edilmesi. Üçüncüsü; sürgün edilmiş
Kürtler arasında olabilecek her türlü (insani ve milli dayanışmanın)
iletişimin önüne geçmek olmuştur. Ve yine aile aile ayrı
noktalara yerleştirilmeleri ve tabi ki değişmez olan karakol gözetiminde
olmaları üzerinde hassasiyetle durulmuştur.
Sürgüne gönderilen Kürtler'in gittikleri yerlerde birbirlerinden kopuk
olmalarını sağlamak için bölüşümler yapılması,
bulundukları yerlerde kendilerinden bir muhtarı bile seçecek çoğunluğa
sahip olmamaları için aileler halinde dağıtılmaları,
kendilerine hiçbir ekonomik ve sosyal güvencenin verilmemesiyle açlık ve
hastalık ile baş başa bırakılmaları, devamlı
hakim sistem yanlısı bir grubun aralarında bulundurmaları
ile de zamanla asimile edilip kendi Kürtlüklerini unutmaları temel
hedef olmuştur.
Anadoludaki Kürt Aşiretleri
Orta Anadolu Kürtleri, en az üç dört nesil boyunca bu bölgede yaşayan
Kürtler için kullanılan bir kavramdır. Bugün Orta Anadolu'da yaşayan
iki milyondan fazla Kürt vardır. Bunlar başlıca şu aşiretlerden
oluşmaktadır:
Reşvan, Canbeg, Lek (Şexbizinî), Milan, Şadi-Rutan, Zerikî (Zirkan),
Sêwêdî, Terîkan, Mikaîlan, Mirdesî, Molikan, Badilî, Nasirî, Koçgiri (Sanz),
Mahasi, Belikan, Celikan, Oxciyan, Cutkan, Xelkan, Sêfkan Pisiyan ve Beski vd.
Bu sözü edilen aşiretlerin her biri geniş Kürt coğrafyasından
sürülenlerdir. Çünkü bu aşiretlere mensup kişileri bugün hala
Diyarbekir'de, Malatya'da, Sivas'ta, Viranşehir'de, Urfa'da, Siverek'te,
Hakkari'de, Palu'da, Dersim'de görmek mümkündür.
Sürgün Yolu Acıları
Birinci Dünya Savaşı sırasında Kürt coğrafyasına
hakim kılınan soykırım ve açlık nedeni ile yüzbinlerce
Kürt; yurtlarını kitleler halinde terk edip, Batı Anadolu'ya sürgün
edilmeleriyle; insanlığın karşılaşmadığı
çok trajik manzaralar oluşturmuşlardır. O dönemden kalan yaşlılarımızın
anlattıkları ve dönemin Kürt aydınları tarafından ele
alınan acılı yol hikayeleri, bugün bile dinlenildiği zaman
tüyleri ürpertiyor.
Dönemin yöneticileri tarafından hiçbir insani ihtiyacın tedbirini
almaksızın kara kışın ortasında yapılan sürgünler
ile yolda açlık ve soğuktan ölen yüz binlerce insan, Kürt Halkı
üzerinde hala etkisi devam eden derin acılar oluşturmuştur.
O dönemde memur olan C. Ali Bedirxan Bey şöyle bir anısını
anlatır: "Mütarekeyi takib eden günlerde, İstanbul'a döndüğüm
zaman kayıtlarda yaptığım incelemeye göre Kürdistan'dan
650 bin kişilik bir nüfus, Batı Anadolu'ya dağıtılmıştı.
Cepheye giderken Toros geçitlerinde (Gavur Dağı -Antep/Adana arasında
bir dağ-) bu muhacirlerden kitleler görmüştüm. Uzaktan öbek öbek
toplanmış insan kümelerine benzeyen bu kafilelerin yanına gittiğim
zaman gördüm ki bunlar soğuktan taş kesilmiş insan
heykellerinden başka bir şey değildi. Vatanlarından çıkarılan
bu insanların bir kısmı bu suretle yollarda hastalıklardan,
açlıktan, soğuktan mahvolmuşlardı."
M. Emin Zeki ise; "1919 yılında, Osmanlıların 2.
ordusunda erzak ve yiyecek sıkıntısı da baş gösterince,
Diyarbekir ve yöresindeki Kürtlerden asker ve sivil olanlar yurtlarını
bırakarak Musul'a gitmeye zorlandılar. Bir bölümü de Adana ve
Halep'e sürgün edildi. Bir çoğu yollarda açlıktan ve hastalıktan
öldü. Bu arada Musul'a kadar gelebilenlerin anlattıkları olaylar; o
masumların kitleler halinde yollarda ya da erişebildikleri şehirlerin
cadde ve sokaklarında topluluklar halinde ölümleri; dinleyenlerin ve görenlerin
yüreğini parçalıyordu." diyordu.
Dönemin acılarını kağıda aktaran aydınlardan biri
olan Abdurahim Rahmi, sürgünün acılarını bizzat yaşayan
bir öksüz çocuğun ağzından haykırır:
"Öksüz kaldım ben anasız babasız
Evimi yıktılar kaldım ben evsiz.
Dinsiz gavurlar öldürdüler babamı
Düşmanlarıma muhtaç oldum,
Bu gün açtım elimi.
İki ayaklı kurtlar gelip üşüştü sürülere
Göçmenim ben, işte düştüm kapılara
Yaşamak için istiyorum bir ekmek
Kinden gayrı vermezler, etmezler merhamet."
Tüm malları ellerinden alınıp sürgün edilen Kürtlerden
hayatta kalanlar arasında şeyhler, ağalar, sürgün yerlerinde
sakız-mendil satacak kadar sefilleştirilmiştir. Anasız-babasız
ve devletsiz olan Kürt çocukları hayatta kalabilmek için yardım
istedikleri yerli halkın, merhametsizliği ve kindarlığı
karşısında daha da perişan duruma düşmüşlerdir.
O dönemde savaş bakanlığında bulunan Talat Paşa'nın
Kara Kaplı Defterinde 1915-1916 yılları arasında 800 bin Kürdün
göç ettirildiği ve bunlardan hayatta kalanların İzmit'ten
Halep'e uzanan hattın arasına yerleştirildiği ifade
edilmektedir. Hayatta kalanların sayısı ise verilen
istatistiklere göre 250 ile 300 bin arasındadır.
Komşularla İlişkileri
Orta Anadolu'daki Kürtlerin, bir çok sürgün Kürdün yaşadığı
gibi, devamlı içlerinde yaşadıkları halkın sistem
tarafından beslenen ırkçıları eliyle fiili saldırılar,
evlerinin ve mallarının yağmalanması, bulundukları
yerleşim yerinde mahsur bırakmalar, aşağılayıcı
söz ve davranışlar ile karşılaşmaları oldukça sık
görülür. Böyle yapanlar, sistem tarafından teşvik edilerek özel
bir şekilde yetiştirilmekte ve bunların eliyle Kürtlere sürekli
sıkıntı verdirilmektedir. Örneğin bir ilçede bir Türk
genci huzursuzluk çıkardığında, bu ilçedeki devlet
mensupları tarafından, bu duruma "gençlik hevesi" denilip
önemsiz görülürken, daha küçük bir huzursuzluğu(!) çıkaran Kürt
gencinin yaptığı şey ise ilçedeki hakim sistem tarafından
büyük bir olay olarak görülür. Kürt mahallelerini kuşatıp,
evlerini ve işyerlerini ateşe verme durumları yaşanır.
Bu, artık gizlenmeyecek boyutta olup yazılı ve görsel basında
sık sık gündeme gelmektedir. Bursa'da, Mudanya'da, Yalova'da,
Susurluk'ta, Çumra'da son yıllarda bir çok linç etme girişimleri,
ev ve iş yeri yakma olayları görülmüştür.
Nüfus (1990)
20. yüzyılın başlarında İstanbul'da bulunan Kürtler'in
nüfusu oldukça fazladır. Zira o dönemin canlı şahidi olan
Said-i Kurdînin, 1908 sıralarında hamallara hitaben yaptığı
konuşmasında faal işgücü olan Kürtlerin sayısı kırk
bin (40.000) olarak (eş ve çocukları bu rakama dahil değildir)
geçer ki; aynı dönemde İstanbul'un toplam nüfusu 400 bin civarındadır.
Orta Anadolu Kürtleri'nin Kırşehir merkezi ve kırsal alanda
toplam nüfusu 50.000, Ankara da 100.000, Konya'da 170.000 civarındadır.
200'ü aşkın Kürt yerleşim biriminin (ilçe, kasaba, köy)
bulunduğu Konya, Ankara, Kırşehir illerinin sınırları
içinde, il merkezleri dahil İç Anadolu'daki Kürt nüfusu toplam olarak
300.000'i aşmaktadır. Buna, bu illere daha sonraları Kürdistan'dan
gelip yerleşen nüfus dahil değildir. Özellikle Ankara'da yaşayan
nüfusun dörtte birinin Kürt kökenli olduğunu söylersek, bu üç ildeki
toplam Kürt nüfusunun yaklaşık bir milyonu bulduğu söylenebilir.
Bu nüfus toplamına Çorum, Tokat, Yozgat, Amasya, Aksaray, Niğde ve Kırıkkale'deki
yerleşik Kürt nüfusu da eklenince, sözkonusu rakamın iki milyona
yaklaştığı söylenebilir.
Nerelerde Yaşamaktadırlar?
Başta Konya iline bağlı Cihanbeyli, Yeniceoba, Yunak, Kulu
kazaları olmak üzere bu kazaların köylerinin % 90'ı Kürt köyüdür.
Yine bu köylerle sınırı olan Ankara'nın; Haymana, Polatlı,
Şereflikoçhisar ve Bala ilçelerinde sürgün edilmiş Kürtler ikamet
ettirilmişlerdir. Aynı zamanda onlarla sınırı bulunan
Hirfanlı Baraj'ından itibaren başlayan Kırşehir'in
Kaman İlçesi'nde, Pisyan aşiretine mensup Kürt köyleri bulunmaktadır.
Kırşehir merkez köylerinin yarısı, Çiçekdağı
Kazasının % 60 'ı ve Boztepe Kazasının ise % 80'i Kürt
köyleridir. Burada Konya, Ankara ve Kırşehir il sınırları
arasında olan Kürt yerleşim birimlerinin birbirine ya sınır
oldukları veya aralarında çok az mesafe olduğu görülmektedir.
Yine bu illerle sınırı olan Aksaray'da da Dersim Kürtler'i vardır.
Yozgat Kürtleri; genel olarak Çorum, Tokat ve Amasya il sınırlarının
kesiştiği bölgededir. Bu bölgeye serpiştirilmiş Kürt köyleri
Çekerek, Zile, Alaca ve Ortaköy ilçelerine bağlıdırlar. Burada
meskun köylerin sayısı 41'i bulmaktadır.
Bu yerleşim birimlerinin adları ise genelde Kürtçedir. Ancak sistem
bu Kürtçe isimleri de Kürdistan'da yaptığı gibi değiştirmiştir.
Örneğin; Zakêrê ismi Yalnızağaç, Qişla ismi Mahmutlu ve
Omêran ismi Tavşançalı olarak değiştirilmiştir.
Manisa, Çanakkale, Uşak, Afyon gibi şehirlerde de kıyamcı Kürtlerin
torunlarını bulmak mümkündür.
Son Elli Yıldaki Sürgünler ve Sorunları
Kendi yurdunda yaşadığı halde başkasının hükmü
altında olan Kürtler için, sürgün ya da göç, toplumsal yaşamlarında
değişmeyen sürekli bir sorun olmuştur. Sistem, devamlı
olarak "Kürtsüz bir Kürdistan" hayalini gerçekleştirmek için
çeşitli yollar ile sürgünleri kolaylaştırmış/teşvik
etmiştir. Bu, ülkeden çıkarma yöntemlerinden bir kaçı da;
ekonomik yaşamı zorlaştırma, kan davaları, nifak
sokmalar sonucu metropollere göç ettirmedir.
Bugün İstanbul, Bursa, İzmir, Balıkesir, Antalya, Mersin, Manisa
gibi şehirlerde oldukça yoğun bir Kürt nüfusu yaşamaktadır.
Bu şehirlerin bir kısmında Kürt nüfusu çoğunluk iken (örneğin
Mersin) kimi şehirlerde nüfusun yarısına yakınını
(örneğin Adana) Kürtler oluşturuyor. Buradaki Kürtler özellikle
1960'dan sonra ekonomik nedenler ile ve son yirmi yılda kirli savaşın
mağdurları olarak göç ettirilmişlerdir.
Bu şehirlerde yaşayan Kürtler; en ağır sanayi işlerinde,
tarım, inşaat ve tekstil işlerinde ucuz iş gücü olarak çalışmak
zorunda bırakılmışlardır. Bazı şehirlerde
sadece Kürtlerin yaşadığı semtler, mahalleler, ilçeler,
kasabalar var olup, buralarda yoksulluk içinde yaşam mücadelesini vermeye
çalışan Kürtlerin sorunları her geçen gün daha da büyümektedir/ağırlaşmaktadır.
Aynı zamanda kendi vatanlarından kopuşun getirdiği
sorunlardan ve sistemin dayattığı kültürel asimilasyondan oldukça
yoğun etkileniyorlar. Hakim toplumun oluşturduğu eğitim,
kariyer, zenginlik olanaklarından faydalanmak için lisan, gelenek, kültür
ve ilişki biçimlerinin bir kısmını kaybettikleri ve sonraki
nesillere aktarımın olmadığı oldukça sık
rastlanan üzücü bir durumdur.
Ahlaki ve kültürel yozlaşma, özellikle son otuz yılda göç eden Kürtler
üzerinde yoğun şekilde kendini gösteriyor. Sebepleri çok değişik
olsa da ortak görülen bu yozlaşmanın kökeninde dini değerlerinden
koparılması, kendi dilini bilmediği için kendini "ötekilerden"
biriymiş gibi görme, yabancı oldukları için toplumsal
otoritenin kendilerine nüfuz etmesi, kendilerini ahlakî olarak koruyacak bilgi
ve kurumların bulunmaması, her ne şekilde ve nasıl olursa
olsun kendilerini hakim otoritelere kabul ettirme isteği bu yozlaşmanın
sebepleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu yozlaşmanın en acımasız
faturasını da ödeyen yine Kürtler olmaktadır.
Vatanını terk etmek zorunda kalmak, Peygamberlerin başlarına
bile gelmiştir. Bir çok Peygamber, hiç istemediği halde zorba
zalimlerin dayatmaları karşısında dünyada sevdikleri bir
mekan olan vatanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır.
Kendisine Peygamberlik görevinin verileceğini söyleyen Varaka'nın;
"Bu şehirden seni çıkaracaklar" sözü karşısında
Peygamberimiz, üzerine kaynar sular dökülmüş gibi oldu ve ayrılığın
getirdiği acıyı hemen hissederek bunun nedenini sadece sordu.
Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.), yıllar sonra hicret nedeni ile en çok
sevdiği mekan olan Mekke şehrini terk etmek zorunda kaldığında;
gözleri dolar, göz yaşları kendiliğinden akmaya başlar.
Kolay değil; kendi özgür iradesi dışında bunca yıl doğup
büyüdüğü, ekmeğinden- suyundan içtiği, kişiliğinin
şekillendiği, atalarının mezarlarının bulunduğu
ve kendi yaşamının bir çok zor ve rahat anlarına tanıklık
eden Mekke şehrini bırakıp gitmek
Vatanından ayrılmanın
dayanılmaz acısı karşısında gözyaşları
içinde Mekke'ye bakan Resulullah (s.a.v.) şöyle der:
"Ey mübarek şehir! Allah şahit olsun ki ben senden ayrılmayı
istemedim."
Çünkü zalim düşmanın zoru ile istemeyerek vatanından çıkıyordu;
aynen her dönem zalim düşmanın zoru ile istemeyerek vatanından
çıkarılan Müslüman Kürtler gibi.
Bugün sürgün Kürtler, İslam Ümmetinin tam kalbi hükmünde olan
vatanlarına karşı derin ve sarsılmaz bir bağlılık
göstermek mecburiyetindedirler. Ana vatanlarından alacakları muazzam
bir güçle yaşadıkları her yerde tarihi onurlarını çiğnetmeden
kabirlerdeki atalarının ruhlarını şâd ederler.
Sürgün Kürtlere düşen en büyük vazife; her nerede olurlarsa olsunlar,
İslam'a ve İslam'ın ruhuna uygun bir şekilde kendi milli değerlerine
sarılarak, bu zorlu ve acı günlerin bir daha yaşanmaması için
çalışmalarıdır. Bu çalışmalar, halkımız
ve ülkemiz için öyle mübarek ve muazzam bir netice verir ki, kendi vatan
toprakları üzerinde özgür ve huzurlu bir yaşama kavuşurlar.
Kim bilir belki Resulullah(s.a.v.)ın yıllar sonra mutluluk içinde
Mekke'ye dönüş yaptığı gibi Kürtler de Kürdistan'a
mutluluğun zirvesinde dönüş yaparlar!