Su, Taş, Güneş ve Dengbej

 

Rahmi Batur, Ender Özkahraman

24.05.2005

Bu yazı "Kaçak Yayın" adlı Dergiden alınmıştır.

 

Dengbej kelimesi Kürtçe’de bir sözü sözle aktarmak anlamını içerir. ‘deng’ ses, ‘bêj’ söyle, aktar anlamındadır. Kürtler tarihleri boyunca kültürlerini sözle icra etmek zorunda bırakılmıştır. Kürt kültürünü sonraki kuşaklara aktarmak işini bile yine ve ne yazık ki, bu iki dudak arasındaki sesler üstlenmiştir. Yaşadıkları bütün coğrafyalarda ve zamanlarda baskıya maruz kalan Kürtlerin yazı ile olan mesafeli ilişkisinin ardında da yine bu korku duygusu barınmaktadır. İki yüz yıl önce Bağdat Valisinin, yazı ve edebiyatla haşır neşir Kürt vatandaşlarını yakalama emri çıkardığı ve ele geçirenlerin derisini yüzdürüp özel çerçevelere gerdirdiği bilinmektedir.

 

Söz uçarken yazının kaldığı  düsturunu ters yüz eden Kürtler, müziğin yardımıyla bir dengbejlik müessesini yaratmış ve ortaya kilamlar (manzum hikaye) ile lawjeler (mistik vaazler) çıkmıştır. Böylece Kürtlerin günlük yaşamlarının ufak ayrıntıları üzerine kurulu bir sözlü edebiyat başlamış ve bu anlatılar, muhtevasındaki melodiler sayesinde daha geniş kitlelerin ilgisine mazhar olmuştur. 

 

Karapêtê Xaço

 

Dengbêjler gezgin sanatçılardır. Geçmişte şehir şehir, köy köy dolaşmış, gittiği yerin nüfuslu kimselerin divanında sözlerini icra ederek geçimlerini sağlamış ve gittikleri yerin kilam ve lawjelerini de ele alıp onları yeniden derlemleri sayesinde repertuarlarına zenginlik katmıştır. Dengbejler arasında okuma yazma bilen, derlediği kilam ve lawjeleri yazıya dökenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Doğu’daki bu folklorik malzeme bolluğunun Batılı seyyahlara çarpıcı gelmesinin temel nedenlerinden biri de Kürtlerdeki okuryazarlık oranının çok düşük olmasıdır. Çünkü dengbejliğin doğası doğaçlama üzerine kuruludur. Derleme yöntemleri ezbere dayalı olduğu için neredeyse bütün kilamlar değişime uğramış, her dengbej derlediği kilama ya kendisinden bir şeyler eklemiş ya da tersine, bazı bölümleri unuttuğu için anlatıyı tahrip etmiştir. Dengbejliğin bu aktarıcı rolü sayesinde birçok kilam, onu yaratan kadınlardan alınmış, yeniden derlenerek daha geniş dinleyici kitlesine ulaşmıştır. Aksi halde bir çok kilam, yaratıcısı köylü kadınların ölümüyle birlikte unutulup gidecekti.

 

Bir dengbejden herhangi bir kilam isteyin, size sözcükleri hemen sıralayamaz, önce ezgiyi mırıldanır sonra sözleri düz olarak sıralar. Çünkü o kilam ezgisiyle birlikte ezberlenmiştir. Ezgi gidince söz dizimi de dengbejin zihninden uçar gider. Bu kovalamaca ancak müziğin araya girmesiyle son bulur.

 

 

 

Meryemxan

 

Kilamların konusu genellikle dünyevi meselelerdir. Aşk, doğa, iyilik gibi birçok katmanda ele alınabilecek temalar söz alabildiğince uzayıp gider. Kilamlar, genel kanaatin tersine katı nazım kurallarına bağlı olmak yerine tam bir özgürlük, hatta meşhur Kürdolog Basil Nikitine’in deyimiyle bir anlatı anarşizmi içerir. Bir dengbêj elini kulağına dayayıp kilam söylüyor diyelim; sıra uzun mısralara geldiğinde ritmi hızlandırıp yalnız sondan bir önceki heceye bastırır ve ritmi vurgulamak için son heceyi bir solukta anlatır. Lirik bölümlerdeki kısa mısralarda da yine ritmi vurgulamak için söyleşine daha yavaş bir kıvam verecek ve o mısraları uzatacaktır.

 

Kürt edebiyatının mihenk taşı sayılan bu sözlü gelenek, 60’lı yılların sonuna doğru bir duraklama dönemi yaşadı. 

 

 

Kürt gençleri üniversitelerde sosyalist düşünceyle tanışınca, kan davası, namus cinayeti gibi iç çatışmaları körüklüyor diye dengbejliği aşağılamaya hatta bütünüyle reddetmeye başladı. Şivan Perwer çıkıp da o etkili sesi ve protest şarkılarıyla dinleyenleri sarsınca, dengbejlere alternatif de yaratılmış oldu. Kimi zaman Şivan dahi bu dengbejlerin kilamlarını söylemesine rağmen onlara karşı mantıktan yoksun bir tepki hızla gelişti ve müzikte müthiş bir ajitasyon dönemi başladı.

 

Şivan Perwer

 

68 ruhu dünyaya yepyeni bir dalga yayıyordu. Sanatın nerdeyse her alanında bir dalgalanma yaşanıyor, marjinal tarzlar ortaya çıkıyor ve hızlı bir şekilde kabul görüyordu. 70’lerin sonunda artık Türkiyeli Kürtler de televizyonla tanıştı ve dengbejlik gibi bu ağızdan ağza, kulaktan kulağa mucizevi bir şekilde aktarılan geleneksel ve doğal mecranın önüne bir anda bent çekildi. Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte birçok halk masalı ve destan unutuldu.

 

Ölen her dengbêjle birlikte bir kültür hazinesi de toprağı boyluyordu artık...

 

Bir ara, Ermenistan’daki Erivan Radyosu’nun yaptığı bazı yenilikler –Kürtçe eski kilamların aranje edilmesi gibi- bizde de etkisini gösterdi ve bazı dengbêjler stüdyoya girip enstrümanlar eşliğinde söylemeye başladılar. Bu reform sürecinin onları yeniden diriltebilme ihtimali vardı. ‘Netekim’ önemli bir dinleyici kesimine de ulaştılar; ancak 1980 darbesi bu yenilenme çabasını daha emekleme dönemindeyken boğdu.

 

80’li yıllardan 2000’e gelene değin  dengbejliğin esemesi, ne Kürtler ne de Türkler tarafından telaffuz edildi. Ece Ayhan’a ait bir söz, bugün izlenen yolda bir uyarı levhası gibi duruyor: ‘Fazla batıya açılma, yoksa doğuya düşersin!’

 

Bugün bütün sanatçılar ve onların izleyicileri, sanatın bütün disiplinlerinde ucuz ve basit realist unsurlardan ve defalarca kullanılmış ideolojik klişelerden uzak durmaya çalışıyor. Artık milliyetin ve vatanın ötesinde, insanoğlunun müşterek cevheri olan dilin önemini Kürtler de kavramış durumda. Genç kuşak Kürtler, dilin yanı sıra, edebi zenginlik, tasavvuf, metafizik v.b. gibi ontolojik meselelerin derinliğini kavramada güçlük çekiyorsa, bunun çözüm yolu dengbejlik gibi birçok geneleksel kültürün üzerindeki ölü toprağını silkelememekten geçiyor. Bize bu kanaati esinleyen vakayı burada anlatmadan geçmek olmaz; Kürtçe müzik piyasasının önde gelen prodüktörlerinden bir arkadaşımızın eline bundan bir sene evvel bir ses bandı geçmiştir. Kürtlerin önyargılarını ifşa eden, son yirmi yılın adeta bir özeti gibidir bu kaset! Bugün hala yaşayan bazı dengbejlerin, devletle işbirliği yapan korucuları ironik bir dille analttığı söylenen bu kaseti evinde çözmeye çalışan arkadaşımıza, onun kötü bir teybe kaydedildiği, hatta kopyanın kopyası birt kaset olduğu bilgisi de beraberinde verilmiştir. Mutaden yaptığı gibi  kaseti bir kaç defa dinledikten sonra deşifre eder ve bir kenara kaldırır. Ancak arkadaşımız o günden sonra evde babasının gizli gizli bu kaseti dinlediğini farketmiştir. Bir gün ‘suçüstü’ yaparak ‘hani sen iç çatışmaları körüklediği için onlardan nefret ederdin?’ diye babasına çıkışır. Babanın cevabı ilginçtir: ‘ İyi de oğlum,  bunların çatışmayla, vurmayla, kırmayla alakası yok, bunların hepsi aşkla ilgili, aşk kilamlarını bunlar kadar iyi söyleyen yok!’

 

Daha yakın bir zamanda, yine aynı arkadaşımızın başından geçen diğer bir olay dengbejliğin kudretini daha iyi aktarıyor sanki: Küçükçekmece’deki dükkanında kaset satan arkadaşımız, dışarıya bir sandalye çekmiş oturuyor. Dükkanda da Şakiro adlı meşhur dengbejin kaseti çalmaktadır. Arabalar dükkanın önünden vızır vızır geçerken biri ani bir fren yapıyor. Arakadan gelen araba da ona çarpıyor. Adam inip hasarı şöyle bir gözden geçiriyor ve sonra kasetçi dükkanına girerek ‘Bu adamın kaç kaseti varsa ver!’ diyor. 

Şakiro

 

Bahsi geçen kasette o sırada dönmekte olan hikaye, güneşin suda batmasına Kürtçe bir soyutlama getirmektedir:

Bir kadın..onun yedi oğlu ve yedi kardeşi vardır / Basit bir tarla meselesi yüzünden çatışıyorlar / Birkaç saat süren çatışmada altı oğlu ve altı kardeşi öldürülüyor / yedinci ve son oğlu da vurulunca annesine bakıyor / Anne bir tas su 

–diye inliyor / Anne yakındaki dereye koşup su getiriyor / lakin artık geçtir –oğul son nefesini veriyor / Kadın elindeki su tasıyla donup kalırken küçük kardeşinin yanına geldiğinde yine geç kalmış olduğunu anlıyor / Kardeşi de son nefesini vermiş ve artık akşam alacası çökmüştür / Güneş Kürtlerin deyimiyle kadının elindeki suya gidiyor(batıyor)...

 

Kürtlerin sıklıkla yaşadıkları şehirlerdeki kahvehane sohbetleri, evlere yapılan misafir ziyaretleri v.b. gibi sosyal ilişkilerde kullanılan dile genellikle birbirinin benzeri olan dramatik bir hava hakimdir. Herkes kendisinde hatıra bırakan bir olayı sanki söz birliği etmiş gibi, bu dram duygusuyla birlikte anlatır.  Hakkarili bir ağabeyimizin babasının ölümüyle ilgili, değişik yerlerde, çeşitlemeler yaparak anlattığı yetmişe yakın hikaye vardı.  Bunların en acıklı olanları uzunca bir zaman şehrin kahvehanelerini dolaşıp durdu...ta ki bir gün, bir adamın ortaya çıkıp ‘Bir dakika, artık yeter yahu, o şerefsizin babası benim!’ deyinceye değin. Bugün Hakkari’de dengbejlik geleneği az da olsa sürüyorsa, olayları dramatize ederek yapılan bu sohbetlerin buradaki rolü büyüktür.

 

Kürt müziği popüler anlamda en civcivli dönemlerinden birini şu anda yaşarken, kimi cevval organizatörler, tamamen ticari bir atraksiyonla dengbejliğe de el uzatmaya başladı. Sayıları zaten çok az olan bu fikir ve söz adamları birer ikişer sürdürdükleri münzevi hayatlarından koparılıp büyük şehirlere; buradaki bar, kafeterya ya da sözüm ona diğer kültürel etkinliklerde sahne almak üzere getiriliyorlar. Sahile vuran balina misali; dengbejlerde de gözükapalı bir tutum söz konusu olduğu için, doğalarında var olan saflık, dürüstlük gibi erdemler yüzünden ellerinden tutanın peşi sıra gitmekten çekinmiyorlar. Kutlamalarda, yemekli-içkili eğlencelerde, kendilerine methiye dizen sunuculara tav olup sahneye çıkıyor ve saatlerce kilam okumaya başlıyorlar.

 

Dengbejleri astıktan sonra, darağaçlarının dibine oturup ağlayacak olanlar sayesinde geleneksel Kürt kültüründe akamete yol açacak bir cehalet tablosuyla daha karşılaşmak üzereyiz.

 

Hepimizi dört yandan kuşatan keşif bir gerçeklik duygusuyla birlikte yaşıyoruz. Bu dünyevi ahvalin bizi alt üst ettiği her halimizden aşikar; dünyaya yeni gelen bir bebeği bu şaşkın ve afallamış halimizle karşılıyor, hayatını kaybeden bir dostun arkasından edebilecek bir kaç doğru düzgün kelam bulamıyoruz. Huzursuzluğa gark olmuş bir haldeyiz ve artık yeni hiç bir söz, ses; hiçbir haber, hiçbir roman yada filmin bizi derinden etkilemeyeceğine dair kati kanaatler besliyoruz. Yere serili halimizde boşuna nihilist bir yan aramayalım. Bu uyuşukluğun kökeninde bir kırılganlık duygusu yattığı gerçeğini reddedemeyiz.

Bizde bir uyanma ve arınma halinin hasıl olması için bundan çok uzun seneler önce bir sözlü kültür inşa edildi ve ne yazık ki bugüne ancak kalıntı halinde gelebildi. Bizi sağaltacak duygusallığı, şu kalıntı haliyle bile bu geleneksel edebiyattan edinebilmek ihtimali içimize doğuyor ve ‘Güneş Kürtlerin deyimiyle kadının elindeki suya gidiyor’

 

 

Bigire - Kapat